saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Canım patronum sağolsun, evindeki koşu bandını ve eliptik'i ofise getirtti. Getirtmekle kalmadı bir de duş yapabilmemiz için gerekli sistemi kurduruyor ofis tuvaletlerinden birine. Yakında ofiste geçireceğim süre uzayacak. Ve ek olarak klasik demet egzersizleri işte, biraz oradan biraz buradan ortaya karışık. Daha önce anlatmıştım.

Hazirandan bu yana, Almanya dönüşü aldığım hamur işi kilocuklarımı vermeye uğraşıyordum, bu hafta itibariyle halloldu. Tam 5 kilo gitti. Hedefim bu sene bitene kadar bir beş kilo daha vermek.
Eğer Sibel Can balık etiyse ben de Kate Moss'um o ayrı da, kilo vermek güzel bir şey. Bıngıldaklardan kurtulmak, sabahları daha kısa sürede giyecek bir şeyler bulmak (şuram çıktı, buram pörtledi derdine düşmeden) güzel şey! Zayıflık güzel şey.

Geçen gün babama bir güzellik yapayım dedim, Sibel Can'ın Açıkhava konserine 2 bilet aldım. Babam da ben de güncel şarkılarına bayılmıyoruz aslında, elbet biraz klasiklere girer dedik.
Mesela bir hicaz peşrevle açılış olur da, Sibel ayaklı mikrofondan Ben Gamlı Hazan diye başlar peşisıra da 3-4 tane daha söyler iyice havaya gireriz dedik. Mesela yani... Ama olmadı, beğenmedik repertuarını. Klasik türk müziğine hiç dokunmadı bile. Üzüldük. Varsa yoksa Tarkan şarkıları, Serdar Ortaç şarkıları. Hopidik hopidik oynadı, vallahi balık eti değil, yakından gördüm :)
Pardon konu neydi? heheheh :)

22 Ekim 2008 Çarşamba

Son zamanların en iyi haberini aldım bu sabah. Anıl'a ilik bulunmuş!!! 60 günden geri sayım duracak artık, şükürler olsun... Çok mutluyum, çok! :))

Herkese bir kez daha, ilik bankaları için örnek kan verme çağrısı yapmak istiyorum.

Ne olur... Hiç bir üşenme, hiç bir mazeret bir can kurtarmaktan, annesinin-babasının kuzusuna hayat vermekten daha kıymetli ve önemli olamaz. Başımıza gelmeden de bilebiliriz, yapabiliriz...


Konuyla ilgili daha önceki yazimda gerekli adresler vardi

11 Ekim 2008 Cumartesi

Daha önceki yazıma ek olarak

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankası'nın avrupa ve dünya çapında koordineli çalıştığı kemik iliği bankalarının detayları için LUTFEN SU LINKE bakınız...

Almanya'daki kemik iliği bankasının internet sitesinde türkçe dil seçeneği de var. BU LINKTEN BAKABILIRSINIZ.


tamam şimdi artık dışarı çıkıyorum :)

8 Ekim 2008 Çarşamba

ANIL ADINDA BIR COCUK

Eminim bugün bir çok blogda aynı link karşınıza çıktı. Ben ilk Haydins'den farkedip gittim.

Darmadağın oldum, lönk diye kalakaldım o saatten sonra. Tanımlar, istekler, dilekler, şikayetler her şeyin içi boşaldı. Düsünsenize 25 yaşında daha. Ve doktorlar sadece 2 ay daha ömür biçmişler.
60 gün...

Sevdiklerimi, yakınlarımı gözümün önüne getirdim, onları bu hikayenin baş kişisi yaptım hayalimde. Ve o son 60 günü düşündüm.
Sokaklara atardım kendimi... Yeter ki o iliğin bulunacağı insan çıksın, bir tane daha teste giden olsun diye tanıdığım tanımadığım herkesin ayaklarına kapanır yalvarırdım. Kurtarın kardeşimi, kurtarın arkadaşımı, kurtarın herkimse işte onu diye... Çaresizlik ne fena şeydir değil mi... İnsanın çaresizlik içinde eli kolu bağlı kalması... Aranan şeyin parayla, maddiyatla ölçülemeyecek bir değerinin olması...
Para varmış yokmuş kime ne... Yoksa yok... Yok...

Ateş düştügü yeri yakıyor hep... Kan arayanların, ilik nakline ihtiyacı olanların oluşturduğu yardım emailleri çoğu zaman okunmadan siliniyor, ya da onu direkt olarak başkalarına iletmek hastaneye gidip kan vermekten daha kolay geliyor. İnsanın kendi içi yanmadan, başkasının acısını da anlaması mümkün olamıyor...
Ne olur herkes işini gücünü bırakıp gitse. Destek için elinden gayet de gelebilir bir şey olan bir tüp kanını feda etse...

Ayrıca genel bilgi için:
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankası'nin internet sitesi.
Gönüllü verici olmak için tek yapılması gereken kücük bir tüp kan vermek ve bir form doldurmak... Ve bir hastaya deva olmak umuduyla beklemek... Bir dahaki gidişimde muhakkak kan örneği vereceğim. Basmakalıp bir cümle olacak ama 'bir gün herkesin başına gelebilir...'


Puflamaya ic sıkıntılarına devam....

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Yaglari vucutta biriktirmek öyle kolay, onlardan kurtulmak öyle zor ki...

Özellikle genc yastaki insanlarin cogu hem egzersiz fakiri bir hayat yasayip hem de sagliksiz, bol yagli, hayvansal agirlikli gidalarla beslenmekten keyif aliyorlar. Ama bu isin sonrasini pek düsünmüyorlar. Ilerleyen yaslarinda da özellikle vucutta birikmis yag kütlelerinden sebep ve tabi farkli sekillerde kendini gösteren türlü saglik sorunlari ile karsilasiyorlar ve belli bir zamandan sonra yasam diyet yemekler anlamina geliyor onlar icin.

Aslinda saglikli yasamak oyle kolay ve keyifli ki...

Biliyorum aliskanlik haline getirmeyen bilmek ve anlamak istemeyebilir; tembellik isine gelir cünkü, malaklar gibi yatmak varken bilmemkaclara kadar degil mi?... Ben de öyleydim, kizmayin sivri dil yapiyorum simdi, ama sahiden ben de öyleydim.
O verdigim neredeyse bir ton agirligi (hic abartmam :p) bile hic egzersiz yapmadan (ama cok yavas) 1,5-2 senede verdim.
Sonrasinda spora basladim ve ilk gunlerde yapilan ölcümler sonucunda hocalarin bile dibi düstü benim yag oranimi görünce. Söyle tepeden tirnaga ve özellikle giyinikken baktiginda hic de öyle bir hava vermiyordum ama neredeyse yagdan ibaret bir bedenim vardi...
Tabi ki hic yagin olmadigi ya da cok az yagin oldugu bir beslenme bicimi tutturamadim hemen, hala da öyle.

Ama önce hayvan yemeyi birakmam ve sonra da laktoz intoleransi nedeniyle sürüyle seye veda etmek zorunda kalmam beni tekrar silkeledi. Cünkü bir baktim ki her gün bol yürüyüs/az kosu (özellikle ayak bilegimin burkulmasindan sonra böyle oldu) yapmama ragmen yine de karin bölgesi ve bacak iclerinde konuslanmis yaglarim eskiye oranla azalmis olmakla birlikte hala yok olmuyordu. Yediklerime ictiklerime bakiyorum, yahu nasil daha saglikli beslenilebilir ki diyorum...
Cok arada sirada kizartma yiyorum ama o kadar da günahim da olsun yani ;)
Zaten beslenme uzmanina gittigimde de beslenme bicimimi takdir etmisti yani isin uzmanindan da onayli artik iyi beslendigim...
Dolayisiyla düsündüm ki egzersizlere de bir el atmam lazim...

Su asagida görmüs oldugunuz egzersiz bir mucize. Capraz mekik :) Sirt üstü yatip elleri ense ve kafanin birlestigi noktada kavusturun, sag dirseginizi karniniza cektiginiz sol dizinize, sol dirseginizi de yine karniniza cektiginiz sag dizinize uzatin/yaklastirin. Bir tarafta nefes alip, diger tarafta nefes verin. (Nefes konusunu sakin atlamayin)
Ve tabi ki bunu yaparken, belinize, sirtinize degil de karin kaslariniza yuklenin. Eger hareketi dogru yapiyorsaniz muhtemelen o kadar da kolay yapamayacaksiniz. (Karin kaslarinizin önceden de antrenmansiz oldugunu düsünürsek)
Tek tarafta sayilari sayin icinizden. Mesela her sol dize yaklasmada...

Ben 15'erden 3 set ile baslamistim. Her set arasinda bacaklari uzatip nefesi düzene sokmak ve birkac saniye dinlenmek olabilir. 3 hafta oldu bugün itibariyle 40'ardan 3 set yapiyorum. Günde 120. Benim kadar hizli gitmek zorunda degilsiniz tabi ama sayilari arttirmadan da olmaz.




Ayrica yeni bakinip buldum ama bunlari önermekte bir sakinca görmüyorum:
su videoda gösterilen 2 hareket üst karin kaslari ve su video da alt karin kaslari icin cok faydali... Ve su videoda da benim en basta önerdigim egzersizin biraz degistirilerek yan karin kaslarina faydasi olan hali var...
Üst karin hareketleri icin verdigim video linkindeki 2. egzersizi bacaklarinizin altina bir kutu ya da sandalye koyarak da yapabilirsiniz ve hatta alternatif olarak ellerinizi basinizin altina koymak yerine sandalyenin bacaklarina uzanmaya calisarak da yapabilirsiniz.

Bu egzersizleri de aralara serpistirmek mümkün...


Notlar

*herkesin bir dayanma siniri var ve herkesin belinin saglamlik derecesi farkli olabilir. Ben uzman degilim sadece yaptiklarimi paylasiyorum. Belinizin agridigini düsünüyorsaniz hareketleri yanlis yapiyorsunuz demektir.

*Mutlaka kücük sayilarla, kücük adimlarla baslamali. Diyet ve egzersiz böyle. 3 gün yapayim göbegim erisin sonra birakayim diyecekseniz hic baslamayin bence... Uzun vadeli düsünün, bundan sonra hayatinizda günde 5-10 dakikanizi alacak böyle bir aktivite olacagini hesap edin, bu yeni yasam biciminize 'hosgeldin' deyin :)

*Bedeninizden aldiginiz ilk isaretler basta basladiginiz sayilari cok kolay yapmaya basladiginizi farketmekle oluyor. Mümkünse sabirsiz olmayin ve eger karin kaslariniz antrenmansizsa 8 adetle filan baslayin. Mesela 8'le basladiniz, bir haftayi bile bulmadan bir bakiyorsunuz 8'e tereyagdan kil ceker gibi gelmissiniz. Bu durumda yapmaniz gereken her seti 3-5 sayi arttirmak... Sonra bir bakiyorsunuz ki yine az geliyor size ve yine sayiyi arttiriyorsunuz. Kendinize hedef koymayin bedeniniz size gereken isareti veriyor zaten...

Ikinci isaret görüntünüzdeki degisiklik oluyor ki bu da hemen dikkatinizi cekmeye basliyor.
2. hafta ile beraber görüntüde kayda deger degisiklikler basliyor.


Ben 3 haftadir sadece üstte fotografi olan hareketi yapiyorum. Ama tabi ki günlük yürüyüs ve kosu saatimi aksatmiyorum. Yarim saat yürüyüs yarim saat kosudan sonra (yarim saat kosabiliyorum artik dikkatinizi cekerim ;) eve gelip mekiklerimi cekip dusa oyle giriyorum.
Eger evle ilgili temizlik toparlama gibi islerim varsa eve gelince o ise girisip sonra mekikleri cekip en son dusa giriyorum.

Sizi bilmem ama ben hic sicak suyla yikanmiyorum, dayanabilecegim oranda soguk su... Bu babamdan bana gecme bir aliskanlik ama cok saglikli oldugu her yerde karsima cikiyor
Dustan cikip da türk kahvemi pisirip bilgisayar basina oturdugum an degmeyin keyfime!

Ise gir de göreyim seni Demet dediginizi duyar gibiyim, hatta ben de kendi kendime ayni seyi dusunuyorum. Ama bir yolunu bulacagim mutlaka birakmamanin.

Yine cok uzattim, böyleyken böyle...

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Beslenme serüvenimde az yol katetmedim. 4-5 sene öncesini düşündügümde ve şimdiki yeme-içme alışkanlıklarıma baktığımda değişimi çok net görebiliyorum.

Önce çok sevdiğim yiyeceklerden vazgeçmeden onları hangi sıklıkta ve nasıl bir dengeyle tüketeceğimin sırrını buldum. Sonra çok sevdiğimi sandığım bazı yiyecekler olmadan da yaşanabildiğini keşfettim.
Almanya'ya yerleştikten sonraki kendimce en büyük başarım vejetaryen olmak oldu. Artık 'hiçbir' hayvanın etini yemiyorum.
Sonraki süreçte şişkinlik, kasılma ve sancı gibi rahatsızlıklarımın laktoz intoleransına bağlı olduğu anlaşıldı ve bu sebeple sütü ve sütten yapılan her şeyi de çıkardım hayatımdan. Neyse ki buralarda yerlerine koyabileceğim alternatifler çok...

Yazı buraya kadar 'kendini avutma' derdinde birinin iç döküşleri... Şimdi önümüze bakalım:

Başta kendi kendime dedim ki, 'kızım Demet, sen şimdi bunca şeyi çıkardın hayatından, geriye
meyve, sebze, tahıl, ekmek vs. kaldı. Birkaç ay içinde sülün gibi olursun'. Ama tabi öyle de olmadı :)
İnsan haliyle düsünüyor öncesinde yediklerimle sonrasında yediklerim arasında fark varsa bu görüntüme yansır diyor, ama yanılıyor.
Çünkü bu sefer de belki önceden az yediği şeyleri birden çok yemeye başlıyor.

Ben mesela...
:))

Benim yemek yemeyle aramda hala halledemediğim bir hesaplaşma var.

İşte beceremediklerim:

* saat 21'den itibaren alınan karbonhidrat (ekmek, tahil, makarna türevleri) uyku esnasında midede yağa dönüşüyor. Aslında mümkünse hiçbir şey yememek gerekiyor bu saatlerde.
Ama bazen tam da 21 civarlarında canım içine azıcık reçel katılmış müsli yemek istiyor ve yiyorum ya da bazen mısır patlatıyoruz.

*Ketçap ve beyaz ekmeği gizli şeker deposu olduklarını bile bile bazen yemekten keyif alıyorum.

En büyük problemim şu ki, yediklerimi çiğnemiyorum, hızlı hızlı bir kaç kaz ağzımda çevirip hoop yutuyorum. Hâlbuki biliyorum, iyi çiğnemekle başlıyor kalori yakma süreci...
Sindirim midede değil, ağızda başlıyor.
Yediklerime konsantre olup, yavaş yavaş ve çiğneyerek ve tadini alarak yemeyi kendime öğrettiğimde problem büyük ölçüde hallolmuş olacak.

Ve

Peynir yemediğim için zeytine fazla yüklenmezsem, oldu bu iş diyeceğim.

Bunları yazdım ki, gözümün önünde dursunlar böyle biraz... Yazmadan anlamıyorum ben :)

17 Haziran 2008 Salı

YASASIN OT GIBI YASAMAK


heheh bir ekleme/düzeltme yazisi yazmak farz oldu. Arkadaslarim benim icin üzülüyorlarmis, kiyamam ben onlara. Herkes asagidaki yazida bahsettigim besinlerle günlerimi gecirdigimi sandi :)))

Onlar benim günlük beslenme seklimin genel hatlari. Detaylara girecek olursak;
envai cesit meyva yiyorum. Sonracigima arada sirada abartmadan cips yiyorum. Güzel cekirdek buldugum zaman dibini bulana kadar yiyorum. Yiyebilecegim abur cuburlarin cercevesi cok daraldi ama yiyebileceklerimi yiyorum yani :)
Yemeklerde ana yemegimin yanina, hardaldi, ketcapdi ekleyebiliyorum, cesit cesit caylar kahveler, alkollü icecekler iciyorum, misir patlatip yiyorum.
Yani disi Osman Müftüoglu filan degilim.
Patates kizartmasi filan o bicim yani :))
Sonracigima kedikocugum gecenlerde kisir yaptim yedik bi güzel seni andiiimm :) Seninki gibi olamadi tabiki ama idare ettik.

Sebzeleri, degisik pisirme teknikleriyle, degisik baharatlar ve soslar kullanarak öyle ilginc lezzetlere büründürmek mümkün ki, inanin insan yediklerinden sIkILmIyor.

30 yasima varana kadar kötü beslendim, dünyayi da yedim. Ne oldu?.. Ne boyum uzadi, ne de baska bir seye faydasini gördüm. Alistigim beslenme seklini degistirmek cok zor oldu (simdi size anlattiklarimin otumsu ve zevksiz gelmesi gibi) ama yerine koydugumun da tadini cikarabiliyorum, ve daha önce hic bilmedigim lezzetler kesfediyorum, benim icin en güzeli bu...

Zaten karin doyurmak denen seyi irdeliyorum su sira kendi kendime, bu da taslaklarima bir kac gündür aklima geleni ekledigim baska bir yazinin konusu. (yani yazmayi zaten planladigim bir konuydu)
Yemek icin yasiyormusum ben eskiden... Simdi ise yasamak icin yemek (belki yemek bile degil, beslenmek) ve bunu yaparken de olabildigince lezzet/damak tadi düskünlügümden fedakarlik etmemek istiyorum. Bunun icin ugrasiyorum kendimle. Bakalim nereye varacagim...

Insanin gerekmedikce fazladan yedigi, yuttugu, aldigi, harcadigi her sey ama her sey züppelik, ac gözlülük diye düsünüyorum. Niye mi böyle düsünüyorum Thoreau okumaya basladim, ondan olabilir mi?

:)
Laktoz Intoleransi konusunda bir seyler karalayayim dedim, ayrica gidip görüstügüm beslenme uzmanindan aldigim bilgileri de buraya sereyim, belki birilerinin isine yarar...

Öncelikle belirteyim, genel olarak nedenini anlayamadiginiz bir siskinlik haliniz varsa (sanki hep gaziniz varmis gibi, ya da göbeciginiz ger ger geriniyormus gibi) ve bundan rahatsizlik duyuyorsaniz, bazen 'bu gaz sancisidir' dediginiz ama gaz sancisini askin kramplar yasiyorsaniz ve hatta bu yüzden kendinizi yataklara atasiniz geliyorsa hemen bir doktora gidin.
Doktor size panik atak ya da benzeri psikolojik bir rahatsizligin teshisini koymaya kalkip bir de psikiyatr'a yönlendirmeye kalkarsa ona deyin ki 'bende laktoz duyarligi' olabilir, bir test yapalim mi?'

hihih! :) böyle deyin, gercekten!

Laktoz intoleransi daha önce de kisaca söz ettigim gibi, sütün icindeki seker olan laktozun vücutta laktaz enzimi eksikligi nedeniyle parcalanamamasi ve insanin icinde patlamasi durumu.

Süt deyip gecmeyin nelerin icinde var az cok biliriz, ve hatta hic aklimiza gelmeyecek ürünlerin de icinde oldugunu bu duyarliga sahip oldugumuzu anlayinca carcabuk ögreniriz.

Süt ve onunla yapilan ya da onun kullanildigi her sey... Süt, peynir, yogurt, krema, karamelli bonbonlar, krakerler, kekler, bisküviler, hemen hemen tüm pastane ürünleri, dondurma, tereyagi, cikolata, nutella, kruvasanlar ve kisaca yapiminda süt, süt tozu ya da peynir alti suyu dedikleri maddelerin kullanildigi her sey... Bunlarin haricinde hazir corbalar, konserve olarak satilan meyva ya da sebzeler, hazir salata soslari, ve piyasada ... fit ürünleri adi altinda satilan kahvaltilik gevrekler...

Böyle bakildiginda tablo ic karartici gözüküyor ama aslinda hic de öyle degil.

Ben aslinda bu yolla, zaten yemem gerekmeyen ama oburluktan uzak duramadigim bir cok zararli seyden kendimi siyirma bahanesi bulmus oldum.
Ve bu yolla 'bir gün' zaten tümden birakmak istedigim süt ve ürünlerini de hayatimdan cikarmis oldum.

Beslenme uzmani bana sordu; bir gününüz nasil gecer? Günde kac kez ve neler yersiniz? dedi.
Benim verdigim cevaplar onu, onun verdigi tepkiler beni memnun etti... Ben cok saglikli besleniyormusum. Hatta yanlis yönlendirmeler yüzünden takviye olarak aldigim B Komplex vitaminini bile fazladan aliyormusun, bunu ögrendim.

Merak eden olursa günüm söyle gecer:

Uyaninca ilik bir bardak suya limon sikar, bal ve tarcin ekler icerim.
Yaklasik 15-20 dakika sonra bir (ya da iki) dilim kizarmis tam tahilli tost ekmegine buralarda satilan vejetaryen ekmek üstü sürmeliklerinden sürer ve üzerine evde o anda bulunanlardan ne varsa secip koyarim (örnek, domates, salatalik, avokado, maydanoz, taze nane, dereotu vs..) yaninda bir bardak portakal ya da elma suyu icerim.

Ögle yemegim hic sasmaz, bir kase kuru meyvalar ve yemislerle tatlandirilmis müslidir. Bunu da eskiden sütle yerdim simdi soya sütü ya da meyva suyu kullaniyorum.
Marketten baz müsli aliyorum, icine keten tohumu, susam, ceviz, badem, kuru erik, kayisi, kuru elma, kuru üzüm gibi seceneklerden diledigimi ekliyorum.

Aksam yemeklerimizde ise sebze yemekleri, pilav ya da makarna cesitleri oluyor.

Aralarda da icim ezilirse elma ya da muz...

***

Gelelim beslenme uzmaninin önerilerine:

Aslinda onun önerdigi, bana verdigi listelerde bulunan hangi üründe ne kadar laktoz var bilgileri dogrultusunda her gün tüm yediklerimi yazmak suretiyle bir deneme süreci gecirmem. Tabi bu deneme sürecinde 'denedigim' ürünlere belli bir zaman taniyip bünyemde nagatif anlamda her hangi bir etkisi olup olmadigina da dikkat etmem gerekiyor.
Mesela ikiser gün aralikla az miktarda peynir yiyip ya da süt icip ya da dondurma yiyip (sadece iclerinden bir cesit) bir süre kendimi dinlemem gerekiyor.
Ama bende böyle komplike bir isle ugrasacak sabir olmadigindan, kisa yolda canimi sIkacak seyleri agzima koymuyorum oluyor bitiyor.
Ama size bir sey söyleyeyim mi, agzima koymamaya basladigim günden beri öyle iyi hissediyorum ki kendimi.

Sansliyim ki buralar hayvanlari yemeyenleri de düsünüyor, laktoz duyarligi olanlari da düsünüyor, ürün yelpazesi cok genis ve damak tadindan mahrum olmak diye bir sey yok...

Bir sonraki yazinin konusu süt ürünleri ve icinde laktoz bulunan diger gidalarin hangisinde ne kadar laktoz degeri bulundugu ve markette ürün secerken hangi anahtar kelimelere dikkat etmemiz gerektigi olacak :)

14 Haziran 2008 Cumartesi

Yeni evlenen kardesimle telefonda konusuyorduk Derya Baykal'in programinda ilginc tarifler verdigini söyledi ve tamamen sebze meyva bazli olduklari icin zarari olmaz yarari olur dedi.
Hos, ben zaten artik sebze meyva besleniyorum, ötesi yok ama olsun.
Hangi malzemelerin nasil bir araya geldikleri de önemli tabi...

Simdi isimleri de cok ilginc ve eglenceli geldi bana ve buradan da paylasmak istedim. Aman ha cay olanini kaynattiktan sonra Biyo gibi sürahiye bosaltip da, mutfaktaki soguk mermerin üstüne koymayin. Aahh ah Biyoo! :(

Vicdan Corbasi

2 kabak
2 domates
2 sogan
1-2 dis sarimsak
(bunlari büyük büyük parcalara bölerek tencereye alin)
1'er demet nane, maydanoz ve dereotu (ben bunlarin gercekten birer demet konuldugundan cok emin degilim-kafaniza göre takilin burada)
1 yemek kasigi bulgur
kimyon, karabiber, kirmizi pul biber
bütün bu malzemeler 3 bardak suda pisirilip, sonra da blender'dan geciriliyormus.

Simdi demisler ki, diyelim ki bir gün yemeklerin ayarini cok kacirdiniz ve acilen bir toparlama yapmaniz gerekiyor. Hemen bu Vicdan Corbasindan hazirlayip kahvalti haric ogle ve aksam yemegi niyetine 2 gün iciyorsunuz. Yaninda bolca salata da yenilebilirmis.
O cook yediginizin günün izlerini silip, vicdanen rahatliyorsunuz, biraz hafifliyorsunuz filanmis :)

Bu arada bu tarif beslenme uzmani Dilara Kocak'a aitmis.

Gelelim bugünün 2. tarifine... Bu da,

Metabolik Denge Sivisi Selahattin Dönmez'denmis :)
Hemen basta belirteyim bu siviyi düsük tansiyonlularin icmesi sakincaliymis...

2 elma ve 1 limon güzelce yikanacak ve kabuklari soyulmadan 4'e bölünecek. Tencereye konup 1 tatli kasigi karanfil, 1 tatli kasigi tane karabiber ve 1 dal tarcin eklenecek. Üzerine 3 lt. su eklenip kaynatilacak ve sürahiye alinip, her ögünden sonra 1 bardak icmek suretiyle tüketilecek..

Tarcin ve karabiberlerin toz halinde kullanilmamasi özellikle tavsiye edilmis aksi takdirde cok aci bir tat oluyormus.

Bu sivi da metabolizmanin daha hizli calismasini sagliyormus.

Ilgilenenlerin dikkatine, duyduk duymadik demeyiiinn! :)

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Dün üc günlük test maratonum sona erdi. Cuma günü baslamistik ve ilk adim laktoz testi idi. Daha önce söylemistim sanirim degerler ucmus cikti!
ikinci adimin karbonhidrat oldugunu söylemistim ama tamamen uydurmusum :) Glukoz imis meger. Degerler gayet normaldi.
Dünkü son asamada ise fruktoz testi vardi, onun da degerleri normal cikti.

Yani sekerler benim problemim laktoz intoleransi denen seymis. (Safra kesemde minik birkac tas da cikti ama onlarla yasayabilecegim kardes kardes) Beni kandirdiklari gibi Panik Atak filan degil. (Adim Panik Atak Demet'e cikmisti nicedir) Bana zamaninda antidepresanlari dayayan ve cinlik edip kisa sürede birakmis olmasaydim akilliyken deli etmeye calisan yurdum hekimlerine de buradan ucuna tüy takilmis selam yolluyorum! :)))

Ayricaaa dogum kontrol ilaclarinin iceriginde 'laktoz' oldugunu bilip de bana söylemeyen, ''sende laktoz intoleransi var mi a kizim? varsa bak baska bir yol önereyim sana ya da söyle böyle yapasin' demeyen ve son zamanlarda katmerli krizler yasamama sebep olan solaryumlu alman jinekologuma da buradan ucuna esek arisi takilmis öpücüklerimi yolluyorum! :)))

Haa bir de özür borcluyum. Beni dinler dinlemez 'laktoz testi yapalim, türkiyeden gelen kisilerin hemen hemen hepsinde bu problem cikiyor' deyip de benim sinirlerimi ziplatmisti. Yahu ben oradayken de yasiyordum bunlari ne ilgisi var türkle almanla deyip beni basindan sivistirdigini düsünmüstüm. Halbu ki ilk tahmini dogru cikti adamcagizin.

Iki hafta sonrasina bir jinekolog bir de beslenme uzmani randevumuz var. Beslenme danismanligi almam gerekiyormus, evet cidden gerekiyor. Cünkü ben 2008 yilinin basindan beri hayvan yemiyorum.
Ama süt ürünlerine oldum bittim bayilirdim, her gün bardak bardak süt icer, deli gibi peynir yerdim. Simdi bunlarin da olmadigi ya da cok azaldigi (henüz bilmiyorum ne olacagini) bir beslenme biciminde benim neyi nasil yemem gerektigi ile ilgili uzman birilerinin önerilerine ihtiyacim var.
Ayrica sizin de bilginiz ve önerileriniz varsa ve paylasirsaniz sevinirim.

***

Büyük almanca sinavima 2 hafta kaldi, kitap kapagi acmadim nicedir. Yarin da iki hafta sürecek Orientierungskurs'um basliyor. Bir kendine güvendir gidiyor bakalim sonum hayir olsun. Eskidendi halbuki kitap kapagi acmadan 80-90 aldigim sinavlar.
Meshur yapboz'umuzu bitirdik ve dün gece yapistirdik nihayet. Cercevelenmek üzere kenara kaldirildi ve masa benim almanca calisabilmem icin bana tahsis oldu. Bu da bahanelerimden biriydi, 'ama ama, kocacigim masa dolu, nerede calisacagim ben?!' :)

***

Bu bilek burkulmasi benim atletik günlerimin sonu oldu, ne yapacagim bilmem. Havalarin kötü gittigi zamanlarda disari kosmalarina ara vermis, evde kendi kendime egzersizler yapmaya devam etmistim. Tam havalar güzellesiyordu ki, kendimizi parka attigimiz güzel bir günün sonunda burkulma gerceklesti. Ve hala iyilesmiyor!! (Bunu bagirarak yüksek sesle söyledigimi hayal edin)
Kosamiyorum a dostlar! Sahillerde alay konusu olacagim 'aaa kadina bak ayol bu göbege bir de bikini giymis, cesaretine bravo!' diyecekler! :(

***

Böyleyken böyle durumlar. Ben kendime panik atak demeye devam etmek istiyorum. Acaba?! Etsem mi :)))

16 Mayıs 2008 Cuma

Hehe Ayca'nin yorumundan sonra anladim ki, bilek burkma konusuyla sabah yaptirdigim testlerin hikayeleri birbirine karismis azicik. Tabi ki buna yeterli aciklamada bulunmadigim icin ben sebep olmusum.
Uzatmam lazim her basladigim hikayeyi degil mi, bu günler böyle günler, acim yazmaya malûm :)

Önümüzdeki pazar günü bilegimi burkmamin üzerinden tam 3 hafta gecmis olacak, zaman ne hizli akiyor...
Gecen haftanin sonlarina dogru, bandajlari cikarmamak kaydiyla degnekleri attim. Ve hatta aksam yapilan dansli, müzikli nikah eglencesinde tepine tepine oynadim. Evet, resmen tepine tepine oynadim. Özlemisim ne yapayim. Ne aci hissettim ne de baska bir rahatsizlik. Hissetmedikce daha da abarttim tepinmeyi tabi. Ertesi gün kalktigimda bilegimde fazladan hafif bir sislik ve sizi vardi ama önemsemedim.

Bu arada giderken THY'nin tekerlekli sandalye ve ucaga kadar görevli esliginde götürülme hizmetini kullanmistim. Amanin ne güzel bir uygulamaymis. THY bilet kesme masasindan bir alindim, ucagin icine kadar prensesler gibi tasindim. Ne esya tasimak, ne pasaportta ne de güvenlik kontrolünde sira beklemek! Öncelikli olarak gecirildim heryerden. Ucaga da herkesten önce ben girdim :)
Istanbul'a varista yine ayni sekilde dis kapiya kadar tasindim. Ama ucaktan en son ben ciktim :)

Bu durumdan son kez istifade etme hakkimi kullanmaya karar verdim dönüste de. Bu sefer yanimda esim de vardi ve güvenlik ve pasaport kontrollerinden siraya girmeden gecme lüksünü ona bir kez olsun yasatmaliydim :) Bilegim hala sargiliydi zaten, attigim degnekleri de tekrar elime aldim vee görev tamam! :)
Yine gerekli bilgileri verdik ve tekerlekli sandalye ve bir görevli esliginde Hamburg havaalaninin cikis kapisindan gecip taksiye binene kadar hoslandik, beslendik :)

Bugün, bu yazinin diger konusu olan testleri yaptirmaya giderken, söyle oldu: Tren istasyonda durmak üzereyken kapilari acan mekanizmaya elimi attim, ve sanki bilegim hiic burkulmamis, iki hafta koltuk degnekleriyle gezmemisim gibi, eski günlerdeki demet'i aratmamacasina ceylan gibi sekerek sol ayagimin üzerine tren'den perona atladim. Atlamamla aaggghhhh! demem ve kendime küfürler saydirmam bir oldu. Aptal kafa ben, yine ayagimin halini unutmustum.
Degnekleri biraktigim icin böyle oldu farkindayim. Eger elimde degneklerim olsaydi, ister istemez yürümeme, adimlarima dikkat etmek zorunda kaliyorum ve durumumu unutmak gibi bir gaflete düsmüyorum... Böyleyken böyle.

Ayin 22'sinde yani haftaya persembe günü, büyük sinavdan önce halletmem gereken 2 haftalik orientierungskurs'um basliyor. Umarim o güne kadar biraz daha iyilesmis olurum.

Gelelim neden test yaptirdigima. Bir süredir problem yasiyorum. Mide mi, karaciger mi, safra kesesi mi oldugunu bir türlü tam olarak anlayamadigim gögüs ve göbek arasinda kalan bölgede bir seyler oluyor bazen. Genellikle aksam saatlerine denk geliyor. Sözünü ettigim bölgede agrilarin geliyor oldugunu hissediyorum bir sekilde, ve hatta 'geliyor' diye ifade ediyorum bunu... Midem sisiyor kocaman oluyor, ve ayni bölgede ifade etmesi, tanimlamasi cok zor bir agri/sanci cekiyorum. Kresendo misali ufaciktan basliyor, büyüyor, büyüyor, tepeye variyor, uzun saatler ayni seviyede kaliyor ve sonra yine azalarak tükeniyor. Ve beni de tüketiyor. Bazen 2-3 saat, bazen 8-9 saat sürüyor.
Ilk zamanlar cok üstünde durmak istememistim. Bazi zamanlar sinirsel oldugunu düsünüyordum bazi zamanlarda da (cok gazli yiyecekler yedikten sonraya denk gelirse) gaz sancisi... Periyodu da bazen ayda bir bazen belki daha uzun bir arayla gerceklesiyordu. Endise edip doktora gitme kararini alana kadar araya zaman giriyor, tekrarlamamasinin verdigi rahatlikla hep erteliyordum.
Hamburg'a gelene kadar doktorlarla aram pek hos degildi yani. SIk sIk hastalanan bir insan olmadigim icin alisik da degildim.

Neyse burada da düzenli bir sekilde krizler ayda bir gelmeye baslayinca arastirmaya karar verdik. Tetkiklere de Istanbul'a gidisimizden bir süre önce baslandi.
Ilk tetkik ultrason oldu. Safra kesemde cok kücük birkac tas gördü doktor.
Takip tetkikleri de bugün baslayan, pazartesi ve sali günleri de tekrarlanacak olan Atemtest denen testler. Bunlarla da sindirim sistemimin süt ürünlerine, sekere, ya da karbonhidrat'a tepkili olup olmadigina bakilacak sanirim.
Mesela bugünkü tetkikte süt ürünlerine tepki gösterdigim cikti, degerler yüksekti. Bakalim digerleri ne söyleyecek...

Böyleyken böyle, yazdigim iyi oldu aslinda, belge gibi dursun bunlar da bir kenarda. Uzattim yine lafi ama :)

Saglik yoksa, nefes yoksa hicbir sey yok, biz de yokuz... Doktor korkusuymus filan umursamiyorum artik. Yeter ki sagligim yerinde olsun. Tanrim herkese saglik, hastalara sifa versin...

Daha nikah ve Istanbul anilari var, daha arnavutköy'deki yavru yunuslar var onlara da bilahare baslayacagimdir :)


3 saat süren bir test... Inanilir gibi degil, daha neler görecegim?.. Agzim dilim kurumus, dudaklarim birbirine yapismis vaziyette gittim, daha dogrusu escagizim götürdü beni, gittik :)
Atemtest (atem nefes/soluk anlamina geliyor) Üfürük testi yani :p

Üc asamali yapilacak. Her biri üc saatten. Bu testlerin zamanlarini kararlastirdigimizda ek olarak bilgilendirici bir yazi vermislerdi elime. Teste gelmeden 12 saat önce baslayacak yememe/icmeme durumuyla ilgili ve gelirken yanimda 3 saatlik bir zaman getirmem ile ilgili. (Almanlar böyle ifade ediyor gereken zamani - yaninizda üc saat getirin diyorlar:) Hatta ve hatta sagolsunlar okuyacak seyler de getirmenizi tavsiye ederiz filan demisler. Böylece kitaplarimizi sirt cantamiza atip gittik.

Bugünkü test süt ürünleriyle bir problemim olup olmadigina dairdi. Alkolmetre cihazi gibi bir cihaz var, burnunu mandalla tutturup, derin bir nefes aliyorsun ve sonra kuvvetli bir sekilde boruya üflüyorsun. Cikan sonucu da cizelgeye not ediyorsun. Ilk ölcümden sonra koca bir bardak sütümsü sivi icirdiler bana, sonrsinda onbeser dakikada bir tekrarladik iste.

Hemsire ilk seferinde bize tarif etti ve takip eden üc saat boyunca kendi isimizi kendimiz gördük. 15 dakikalari sasmayalim diye elimize de bir adet kronometreli saat tutusturuldu.
Sürenin sonunda bakildi ki degerlerim bir hayli yüksek. Yani ilk test sonucunda net olan birsey var ki o da sindirim sistemimin süt ürünlerine olumsuz tepki verdigi.
Pazartesi ve sali günü yine ücer saatten birer test daha yapacagiz, bunlarin biri karbonhidrat testiydi yanlis hatirlamiyorsam. Digerini unuttum :)

En güzel yani, üc saat boyunca kitap okumus olmamdi. Hamburg'a ilk gelisim dahil, her Istanbul yapip dönüsümde evime sevdigim kitaplari tasidim, zevkle ve durmaksizin okuma hayalleri kurarak. Ama bir türlü basarili olamadim. Sebebini bilmiyorum demek isterdim ama biliyorum ki internet basinda gecirdigim zamanlar buna neden oldu. Hep okuyacak birseyler buluyor ya insan... Kafayi kaldirip bir kitaba konsantre olmak zor gelir olmustu.
Her seferinde oldugu gibi bu sefer de koltugumun altinda on küsur kitapla döndüm. Bir kismi canim arkadasim S.min benim icin aldigi kitaplar. (Murathan Mungan'in Kadindan Kentler'i, Paul Auster'in siir kitabi ve Semih Gümüs'ün Öykünün Bahcesi isimli kitabi) Bunlar haricinde kitapligimdan secip cikardigim birkac kitap daha...

Istanbul'a gittigim ilk günlerde geceleri yatmadan önce birkac sayfa okumak suretiyle basladigim ve kosturmacali günlerde tekrar elime alamadigim Siyah Süt'ü okuyorum simdi. Bugün klinikte beklerken 186. sayfaya geldim.

Bu kitabin yazari Elif Safak'la aramda ilginc birseyler oluyor. Tanisip sevismemiz bu kitabina kismetmis meger. Simdi simdi anliyoruz birbirimizi. Pinhan, Araf, Mahrem, Baba ve Pic daha önce cebellestigim ve fakat bitirmeye muvaffak olamadigim kitaplariydi. Öylesine erken atiyordum ki elimden, 'anlamadim/anlamiyorum' demeye hakkim bile yoktu. Sadece okuyamiyordum, problemim buydu...

Bazi kitaplar okunacaklari zamana kendileri karar veriyorlar. En azindan benim icin. Ilginctir... Yirtinip, kendimi parcalasam da, yigitligime toz kondurmak istemeyip inatlassam da, okutmuyorlar kendilerini bana. Baska kitaplar da var böyle yillar yili inatlasir dururum... Elif Safak romanlari da böyleydi. Meger onunla olan serüvenime Siyah Süt ile baslamam gerekirmis. Kimbilir belki de onun gibi isaretleri görmem gerekir, bu kitabin bu zamanda karsima cikmasindaki...

Istanbul'a gitmeden önce Pandora'dan siparis edecegim kitaplarin listesini hazirlamistim (bunlardan bazilari 'Dogal Yasam ve Baskaldiri', Tijen Inaltong'un Bir Ot Masali ile 'Mevsimlerle Gelen Lezzetler' isimli kitaplari, ve John Berger'in 'Ve Yüzlerimiz Kalbim Fotograflar Kadar Kisa Ömürlü' Timothy Findley'in 'Ölümsüzlük ve Pilgrim' idi), yola cikmadan bir iki gün önce siparisimi verecek Istanbul'a gittigim ilk günlerde de eve teslim olmasini saglayacaktim ama araya bilek burkma filmi girince gitmeden önce yapmayi planladigim bazi seyleri iteledim. Nasil olsa Istanbul'a gittikten sonra da bu isi halledebilme sansim vardi.
Senaryo böyle gelismedi ama...
Arkadascagizimin getirdigi ve kendi kütüphanemden yürüttügüm birkac kitap haric hic birsey siparis edemedimmm!
Neyse ki farkettim, Pandora yurt disina da yolluyormus. Ister gönderi ücreti ucuz olsun diye PTT kanaliyla, ister daha hizli bir sekilde özel kargo firmasiyla... Öyle ya da böyle en yakin zamanda okumaya and ictigim bu kitaplari edinebilecegim yani, bir sonraki Istanbul ziyaretimizi beklememe gerek kalmayacak.

Efendim daha yazacaklarim var tabi, bunlar bir sey degil, azicik soluklanayim hele :)

Bu arada bizim evdeki boncuklar bir tatli bir tatli, yedim onlari iki hafta boyunca, salyalarim aka aka isira isira, oralarini buralarini cekistire cekistire... Firil bir kilo almis ki sormayin, tombili olmus cok fena. Tam esnerken yakalamistim gecende, bakin :)


27 Nisan 2008 Pazar

DIKKAT! BU YAZIYI OKUYACAK OLAN KIZKARDESLERIM VE SEVGILI KUZENLERIM; SAKIN HA SONUNA KADAR OKUMADAN ICERI KOSUP ANNEEEE; BABAAAA DEMET ABLAM AYAGINI BURKMUS HASTANEYE GITMIIISSS DEMEYIN :))

hersey simdi kontrol altinda, gercekten! :))
hikaye baslasin:

***

Harika bir hava vardi bugün Hamburg'da. Ögle vakti cikinimizi hazirlayip Stadtpark'a dogru yola ciktik. Bisikletimi de aldim. Artik kullanmayi ögrenmistim ve bos futbol sahalarinda alistirma yapma asamasini basariyla geride birakmistim. Artik yavas yavas bisiklet yollarindan gidebilmeyi, (araba kullanmaya baslayan birinin trafige cikmaya da alismasi gerekliligi gibi) yanimdan gecen diger bisikletlerle yolu paylasmayi da deneyimlemem gerekiyordu. Bisiklet yollarinin nispeten sakin oldugu zamanlari kollayip sürmeye basliyordum. Yanimdan bir iki bisiklet gecerken, korkmadan onlarla yolu paylasabilmeye de basladim, belli bir mesafe önümde bisiklet yolunda yürüyen bir yaya gördügümde zil calarak uyarip yolumdan cikmasini bile sagladim :)
Fakat yolun cok kalabalik oldugu zamanlarda ya da cadde gecmem gereken zamanlarda yavasca bir kenarda duruyor ve caddeyi gecene ya da yol sakinlesene kadar yürüyerek devam ediyordum.

Cok basarili bir sekilde kullandim bisikleti, daha detay isleri daha sonraki zamanlara biraktik, yavas yavas, sindire sindire ögrenmek, acele etmemek en güzeliydi. Parka vardik ve kendimize böyle asagidaki gibi muhtesem bir yer bulduk.



Bisikleti parkettik, ayakkabilarimi cikarip bisikletin kollarina astim ve sonra yere serdigimiz mor battaniye üzerine yayilip, harika bir sakinligin icine düstük...


Sadece kus sesleri ve biz... Nicedir özledigimiz günes simdi tam tepemizde idi. Yanimiza dergi, kitap gibi okunacak seyler almistik ama sirt üstü yatip, gökyüzünü ve agac dallarini izlemenin, binbir cesit kus sesini dinlemenin, örtüden tasan ayaklarimizi cimenlerle oynastirmanin tadi bambaskaydi. En azindan ben okuduguma konsantre olmakta güclük cekiyordum :)

Bakin su papatyanin güzelligine, esim cekti, kiskandim :)

Ezginin günlügü ne güzel der;
Boynu bükük bir papatya olduguma bakip da
Senden vazgectim sanip sakin aldanma
Yedi kat yerin altindan örgütlenip
Takiliverdim sacinin arasina
diye...


Saatler saatleri kovaladi ve pazar günü keyfimize evde devam etmeye karar verdik. Belki bir film izlerdik...

Toparlandik ve geldigimiz gibi geri dönmeye basladik. Yine dikkatli bir sekilde bisiklet yollarindan gidiyor, risk icerebilecek durumlarda kenarda durup yürüyordum. Eve varmamiza sadece 10 dakika kalmisti. Kaldirimda esimle ve elimde bisikletle birlikte uslu uslu YÜRÜRKEN bir an icin dengemi kaybettim, sanirim pedal bacagima carpti/dolandi öyle bir sey. Bisikletim canim benim elimden düsmesin diye bir hamle yaptim ve ne olduysa o anda oldu. Sol ayak bilegim tam 45 derecelik aciyla yan yatti. Yani burkuldu. Ben kendimi yere attim tabi, ilk defa basima böyle birsey geliyordu ve kirildi sanmistim. Ama kirilmadigini anlamam gerekirdi cünkü kenara ayagimin üstüne basarak gittim oturdum. Ama yine de canim yaniyordu ve yerimden kalkamiyordum. En cok o anda esimi cok üzdügüme icim gidiyor :(

Aklimdan gecen diger seyler de, yakinda Türkiyeye gidecek olmam, kizkardesimin nikahi... Tanrim kirildiysa ne yapacaktim, nasil gidecektim. Gidemeyecektim, bu cok üzücü bir durum olacakti...

Yanimizdan gecen bir bayan esim telefonla ambulans cagirirken sagolsun hemen gidip yakinda acik bir dükkan buldu (sansima bakin bugün pazar ve acik bir dükkan VARDI) ve bana bir bardak su ile bir torba buz getirdi. Ambulansi beklerken baktik ki, bilegimin sol dIs yani sismis, kocaman olmus.

Ve bes dakika kadar sonra naaaniii naniii diye geldi ambulans. Ayagima hareket edip, egilip bükülmesin diye bir sey bagladilar ve beni yavasca sedyeye aldilar. Filmlerdeki gibiydi. Hayal gücümün hizina yetisemiyordum yine, kendimi o anda bilegi catlamis/kirilmis/burkulmus biri gibi degil bir oyuncu gibi hissediyordum. Hep film gibi izledigim bir durumun basrol oyuncusu simdi kendim idim.

Daha önce yazmistim bir zaman. Siradan bir burkulma, el kesme durumu bile yasansa ambulanslar bagira cagira olay yerine geliyor ve hastayi alip yine bagira cagira hastaneye gidiyorlardi, yani yasanan seyin cok feci ya da cok cok aciliyeti olan bir durum olmasi gerekmiyordu.
Ama beni hastaneye götürürken avaz avaz bagirmadi ve buna cok bozuldum. Birkac dakika icinde en yakin hastaneye vardik. Önce biraz soguk torba koyup (ki ambulansta da koyulmustu) beklettiler, sonra hemen röntgen'e aldilar. Röntgenden sonra doktorun gelip sonucu bildirmesini beklerken bizi hasta odasinda görmeliydiniz. Boy boy fotograf cektik, kikir kikir güldük. Ben sedye üzerinde komik komik pozlar veriyordum. Bir ara gelip odanin kapisini kapadilar :)
Bilegim artik ilk anki kadar sis degildi, yavas yavas inmeye baslamisti. Kirik olmadigina emin gibi olsam da yine de umarim catlamamistir diye dua ediyordum. Hala aklimda Istanbul'a gidisimi etkileyip etkilemeyecegi vardi.


Röntgen geldi, bilgiler verildi. Ani burkulma nedeniyle sag ayak bilegimin dis tarafindaki baglar fazla esnemis ve bilegimi sisirmis ve aci vermeye baslamis.


Ayagima bir krem sürüp bandaj taktilar, sadece bir gün üstüne basmamam gerekiyormus. Ikinci günden itibaren yavas yavas basmaya baslamam gerekiyormus. (Duymak istedigim tam da buydu, yuppiii Türkiyeye gidisime engel yoktu) Fakat 2 hafta kadar bandaji cikarmayacakmisim. Bir de bu süre icinde otururken bacagim yüksekte duracakmis.
Yürümeme yardimci olsun diye iki tane koltuk degnegi verdiler. Ilk anda zorlandim biraz bütün yük kollara ve sag bacaga biniyordu cünkü, ama hemen alistim tabi :)

Eve gelince, hem tüm günü acik havada gecirmis olmaktan hem de son bir kac saatin gerginliginden hemen uyumusum.

Bu günümüz böyle gecti iste. Tabi ki tatsiz bir durum bu. Iki hafta sargili bir bilekle gezecek olmak vs... Ama sükrediyorum her saniye ki kirilmadi, catlamadi, birkac ay degil 2 hafta birazcik sIkIntI cekecegim ve en önemlisi ailemin yanina gidip kardesimin nikahinda bulunabilecegim...