berlin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
berlin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2008 Salı

Hafta sonumuz cuma gecesi de dahil çok güzel geçti.

Cuma akşamı bir arkadaşımızın aynı gün açılışı olan jazz barına gittik.
23'e kadar kabare izledik. 23'den sonra jazz bar tarafına geçtik. Eve gelip de yatağa girdiğimizde saat 03'dü ve Berlin'e gitmek için uyanmamıza sadece 3 saat kalmıştı.

Neyse 6'da kalkıp çıktık yola. Tren gardan 7:50'de kalktı. 1 saat kadar da trende uyuduk.
9:30 gibi Berlin'e varınca marketten yiyecek bişeyler alıp eve geçtik, yedik, içtik ve sonra yine vurup kafayı uyuduk :)))
1 ya da 1,5 saat daha... Biraz bölük pörcük durumu oldu uykunun ama bundan uyku hariç kime ne :)

Uyanınca günün programlarını yapmaya başladık.

Akşam buluşacağımız arkadaşlarla nerede nasıl bir araya gelelim diye plan yaparken akıllara burası gelmiş. Şu aşağıda fotoğrafını gördüğünüz masanın olduğu mekan.


Şöyle izahat edeyim:
Burası bir çekirdek cafe. Evet evet yanlış okumadınız. Hani İstanbul'da simit sarayı gibi yerler var ya, buna da kuruyemiş sarayı denilebilir.

Söylemeye gerek var mı bilmem ama sahipleri Türk. Koca bir kuruyemişçi dükkanı ve içinde bir dolu masalar var. İstediğiniz kuruyemişi kesekağıdıyla alıyorsunuz, yanına da çayınızı söylüyorsunuz.
Sonra masanıza oturup, kuruyemişlerinizi masaya döküp çatır çutur arkadaşlarınızla yiyorsunuz. (Tabi bu yenen kuruyemiş büyük oranda çekirdek oluyor)
Orada koca bir kesekağıdı dolusu çekirdeği, 2'şer koca fincan çayla toplam 4 kişi hüplettik :)))
Aslında masalara kabuk koymak için boş tabak (çanak desem daha doğru olacak) servisi de var da biz doğal takılalım dedik, masayı mahvettik.

Zaten masalar, yerler, yer gök çekirdek kabuğu, görmelisiniz :)
Çit... çit... çit... çitletme uğultuları sesimizi bastırıyor, bir an etrafıma bakıp duruma yabancılaştığımda çok gülesim geldi, ama sonra bozuntuya vermeden devam ettim ve tadını çıkardım :)))

Oradan kalkınca başka bir arkadaşımızın gece klübüne gittik. Gece yarısına kadar orada vakit geçirip son olarak Berlin'in nadide jazz bar'larından A-Trane'e geçtik. Tıpkı bir önceki gece gibi yine gece 3'lere kadar dışardaydık. Aslında gece çok keyifliydi... Dinlenik ve uykumuzu almış olsaydık orada sabahı sabah ederdik ama göz kapaklarımız ve yorgunluğumuz bizi o kadar idare edebildi.

Kendimizi eve atmamızla yatağa atmamız arasında sanırım ancak saniyeler geçmiştir, atış o atışş :))))

Hooop geldik pazar sabahına, yani öğlenine demek istedim.

Pazar günü de cumartesinin aksine pek sakin geçti, aslında görüşülebilecek başka arkadaşlar da vardı da, sesimizi çıkarmadık hiç öyle yorulmuşuz ki...

Kalkıp bit pazarına gittik. Berlin'dekini gezince Hamburg'unkiler de neymiş dedim içimden, B5'ciğimin dediği kadar varmış. Ama tabi Berlin'deki bit pazarı üzerine nur yağanlardan. Bilmem anlatabildim mi?.. Tamamen duygusal :)))

Bit pazarı gezmesinden sonra biraz daha sokaklarda dolaşıp eve döndük. Günün kalan kısmı dinlenme ve toparlanma ile geçti. Haa ben arada 1-2 saat daha uyudum tabi.

21:15 trenine binip de geri geldik Hamburg'a.
Hatırlar mısınız daha önceki gidişlerimden birinde bir otobüs şöförünün çaktırmadan fotoğrafını çekmiştim hani ;)
Bu sefer de tren garında artist gibi bir polis gördüm ve fotoğrafladım. Yine rahat duramadım yani :)))

Böyle güzel ve renkli geçti haftamızın son iki günü.

Yorgunluğum geçti gibi, ama 2 gündür spor yapasım yooook :) Disiplinimi bozup sabah erken sokağa atmadığım için kendimi ilerleyen vakitlerde hepten imkansız oldu.
Ama hava da öyle gıcık ki, evden dışarı burnumu uzatasım gelmiyor. Evin havasız olduğunu hissettim de az önce camları açtım, o derece yani :))

Aksama esmer pirinçten tel şehriyeli pilav ve bol havuçlu, patatesli barbunya pilaki var. Yerken üzerine bol maydanoz kıyar da serperiz, biraz da limon sıkarız. Yanına da yeşil salata yaptık mı yenmez de yanında yatılır ohh :)

O bahsettiğim hamurlu çorbayı unutmadım, yarın yapacağım ve de becerebilirsem fotoğrafını da çekeceğim elbet.

Saçlarım atağa geçti nasıl bir hızla uzuyorlar anlatamam. Daha 2 hafta önce boyamıştım, ııyyyk! Neyse yine boyarım ne yapalım...

Ne özet ama?! :)

20 Nisan 2008 Pazar

GeCeN hAfTa bErLiN'dE V

Berliner Ensemble'in kapisina geldik. Güzel yapiya yine hayran hayran baktim.

Gecen sefer gittigimizde fotograf makinemiz yoktu bu yüzden hic fotograf cekememistim, bu sefer bolca cektim/cekildim, hatta bahcedeki Bertolt Brecht heykelinin kucaginda bile :)

3 Kurusluk Opera'nin ilani...Fuaye... Gise'nin sol tarafinda yansima yapmis, cok net görülmüyor ama Godot'yu Beklerken oyununun afisi var...

Bu da bahcedeki bir granit sütun... Cesitli yerlerinde Brecht'e ait sözler yer almis. Mesela bu fotografladigimda diyor ki:

Elestirel tutum (haltung kelimesinin böyle bir anlamda kullanilmis olabilecegini düsünüyoruz) olmaksizin gercek sanat zevki mümkün degildir...

Berliner Ensemble ile vedalastiktan sonra, kanal kenarindaki cafelerden birine oturduk, önümüze menü gelince farkettik ki Brechts isimli bir cafeye oturmusuz :))

Biralarimizi yuvarladik, yanimizdan gecen Spree'yi izledik...


Bu gezi icin son duragimiz da alisveris merkezleri ve magazalariyla meshur Ku'damm idi. Ku'damm, Kurfürstendamm'in kisaltmasi.

Europa Center alisveris merkezinin icinde ilginc bir su saati vardi. Sag tarafta görebileceginiz kucuk toplar dakikalari, soldaki daha büyük olanlar da saatleri gösteriyordu. Saatin 20:00 olmasini basinda bekledim. 10-15 dk kadar zaman gecirdim basinda ama cok ilginc ve güzeldi...
Hayran olunacak bir seydi bana göre.
Bu da Kaiser Wilhelm Gedächtnis Kirche. Tepesi yikilmis, aralardan taslari kopuyor, gün gectikce eskiyip dökülüyor ama bütün ihtisamiyla hala ayakta.



Böyle iste. Bir Berlin gezimiz daha bu durakla birlikte sona erdi. Gece, esimin bir arkadasiyla bulustuk ve baska bir arkadasinin bar/klüp'üne gittik. Böyle yorgun, yorgun ayak sizlatan bir cumartesi günüydü yani, pazar günü de yine dostlarla uzun vakitler gecirdik. Cok güzeldi ama bir hafta gecti biz ancak dinlendigimizi hissediyoruz :)




GeCeN hAfTa bErLiN'dE IV

Sirada Almanya'nin en önemli sembollerinden biri olan Brandenburger Tor vardi. Bence büyük bir talihsizlikti günesin arkasindan batmasi. Güzelim aksam üstü saatlerinde gözümüzle gördügümüz öylesine güzelken, fotograf makinesinden cikan böyle karanlik bir foto oldu.

Nitekim meydandan cikinca arkasi dönük daha güzel bir sekilde fotografladik kendisini :)


Turistik amacla servis veren at arabalarinin ve simsiyah at'larin ihtisami görülmeye degerdi... Dikkatimi ceken bir detay da, her yeni müsteri grubundan sonra, atlarin dinlendirildigi, sevilip oksandigi ve önlerini su kovalarinin konuldugu idi. Gösterinin bir parcasi miydi yoksa samimi miydi bunu hic bilemeyecegim tabi ki...
Bu ata asik oldum desem, hic abartmis olmam. Yelelerini bir savurusu vardi, insanlar ona bakarken, iste bittigim an o an oldu...

Meydanin bir kösesinde sokagin asi cocuklari dans ediyorlardi. Ama ne calisma, ne emek...
Takdir etmek ve ters cevirdikleri sapkalarina bu güzel gösterileri icin tesekkür koymak gerekti :)
Tam meydandan ayrilacagimiz sirada, koskoca bir limuzin geldi. Bir anda meydandaki tüm insanlar etraflarini sardi, arka kapi acildi ve merakli gözlerin önünde bir gelin ve bir damat alkislar esliginde indiler. Onlar da fotograf cektirmeye gelmisler meger...

Gelin görünce hic dayanamayan ben hemen incelemeye basladim tabi.Bir yandan inceliyorum, bir yandan bloguma koymak icin güzel bir an yakalamya calisiyorum. Ne duysam begenirsiniz, gelinin erkek akrabalarindan biri digerine seslenmesin mi, sende 5'lik bozuk var mi diye :)))

hahahah! ay cok ilginc bir an oldu bu benim icin, gelin türkmüüsss! :)
Meydanda gezinen kim olduklarini anlamadigim siyah kostümlü adamlar da karenin icine girince benim icin ilginc bir poz oldu bu...

Sonra meydandan ciktik ve parlamento binasina dogru yürüdük. Iki meydanin ortasi sayilabilecek bir yerde, 'hatira treni' diye kamyonumsu bir motorlu aracin kasasina kara tren süsü verilerek kurulmus bir sahne vardi... Bir de müzik yapan grup ama sonuna yetistik, gelini seyredecegim diye tutturunca daha anlamli bir gösteriyi kacirdim.

Ön taraftaki pankart üzerinde 1,5 milyon cocuk ve genc insanin (yahudinin) naziler ve zamanin demiryollari tarafindan toplama/yoketme kamplarina tasindiklari ve orada öldürüldükleri yaziyordu. Ve bu trenlerin tüm avrupada aktif oldugu... O insanlarin anisina verilmis bir konserdi oradaki de...

Parlamento binasinin önüne geldigimizde de benzer bir anit dikkatimizi cekti...

Bu fotografta görülen plakalardan her biri, naziler tarafindan öldürülen 96 adet karsit görüslü milletvekilini simgeliyor.
Yaklasip üstten baktigimizda her birinin isimlerini ve hangi partiden oldugunu görebiliyoruz.


Bu üzücü iki noktadan sonra artik Berliner Ensemble'a ugrama ve aksamüstü gezimize devam etme zamani gelmisti...

GeCeN hAfTa bErLiN'dE III

Yine Treptower Park'in yaninda suyun icinde cok hosuma giden bir heykel vardi. Molecule Man ismindeki bu heykel, hemen yaninda yükselen koca Allianz SE firmasi tarafindan finanse edilerek amerikali bir heykeltrasa dizayn ettirilmis. Tamami alüminyumdan ve asagi yukari 45 ton cekiyor...
Sagda solda börtüler böcek, kan kirmizi ve mor cicekler... Seyrine doyum olmadi.


Potsdamer Platz yakinlarinda Anhalter Bahnhof'u gördüm. (II.Dünya Savasi sirasinda ana istasyon olarak kullanilan ve bombalamalardan sonra asagidaki hale gelen) Üstteki kirmizi cicekler bu yapinin hemen yakinindaydi.

Anhalter Bahnhof'un hemen karsisinda tipsiz bir yapi da vardi, adi Tempodrom'mus. Konser salonu imis...
Kreuzberg'in merkezine gecmeden önce bir otobüse binelim dedik. Amanin otobüsün soförü de Brad Pitt degil miymiss :P :)))

Kreuzberg'in merkezinde neredeyse almandan cok türk yasadigini duyunca, türk görmek benim icin ilginc bir durum teskil etmediginden (e niye etsin ki ben de türk'üm :) pek de gitmek istememistim ama esim israr etti bunu mutlaka görmem gerektigini ve benim icin ilginc bir deneyim olacagini söyledi.
Bakiniz, alttaki resimde de göreceginiz gibi evet agzim acik kalakaldim desem yeridir...

Su ve dondurma almak icin bir markete girelim dedik, orada bir sok daha yasadim. Tüm kasiyerler türktü, hemen hemen tüm müsteriler türktü, biz su ve dondurma dolabindan dondurma secip, paramizi ödeyip cikana kadar simdiye kadar almanyada hic görmedigim bir market ortaminda bulundum, aglayan, annesinin eteklerine asilmis cocuklar, seker raflari arasinda kovalamaca oynayanlar filan, cok alemdi :)) Simdi alttaki fotografa bakar misiniz? Benim aklima hemen, 'burasi fenerbahce buradan cikis yok' slogani geldi :))) Almanyanin baskentinde bir semtte, meydanda Kreuzberg Merkezi yaziyor, ben daha yorum yapmiyorum...
GeCeN hAfTa bErLiN'dE II

Berlin metrolarinin eskimis fayanslarini, alcak tavanlarini, pisligini seviyorum. Berlin'in bu havasini seviyorum, bu gittigimde daha bir iyi anladim...

Eve varip cantalari attiktan hemen sonra sokaga firladik. Sabahin köründe evden cikmadan yedigimiz müsli ile duruyorduk. Evin arka sokaginda pizza'cilara bakip hangisine girelim diye düsünürken bir gözlemeci gördük. Bundan bahsetmis miydim, hayal mi görüyorum? neyse... :)

Cok cok ahim $ahim olmayan gözlemeler yedik ve ama beraberinde neredeyse türkiyede bile öylesine rast gelmedigim güzellikte cay ictik :)

Gezmeye basladigimiz ilk durak, duvar yikilmadan önce Dogu Berlin sinirlari icinde bulunan Treptower Park. Burasi ayni zamanda Berlin'in icinden gecen Spree nehri'nin en genis aktigi yerin kiyisinda. Papatyalarin icinde, poz verebilmek de bir mutluluk sebebiymis meger...

Bu agacin güzelligine hayran kaldim, ve yanindan ayrilmak bile istemedim. Etrafinda bir alan vardi ve dökülen cicekleri bu alani doldurmustu, görüntü muhtesemdi...


Nehir kiyisina insanlar dolusmus, ördekleri, kazlari ve kugulari besliyorlardi. Ördekler fotograflarinin cekiliyor oldugunu anlayinca bakin bana nasil poz verdiler :)


Bu kuguya elimi uzatip, 'gel' deme gafletinde bulundum, esim bir hamleyle beni geri cekmeseydi acaba canim cok mu yanardi hala merak ediyorum :)

GeCeN hAfTa bErLiN'dE I

Yok yok, ben kim, gezi notu yazmak kim? Yaban'a özenip güzel bir yazi hazirlayayim dedim ama rüyamda görürüm :)

Iyisi mi ben cektigim fotograflari koyayim ve yaptiklarimi anlatayim.

Altta gördügünüz ICE denen tren bizi Berlin'e götüren trenlerden. Saatte 250 km filan hiz yapiyor.

Türkiyede annemin memleketi olan Giresun'dan baska köy görmedim, onu da ilk kez 5 sene önce filan görmüstüm.

Öylesine beton bir dünyaya dogmus, beton bir sehrin, betondan bir semtinde yasamisim ki, yolda giderken gördüklerime hayranlikla baktim, esim 'bir süre sonra gözü alisiyor insanin, birazdan kafani yaslar uyursun' dese de ben Berlin'e varana kadar hic bir manzarayi kacirmamaya calistim. Cok süper, sonu hic gelmeyecek sandigim ormanlar vardi, git git git hep orman... hep orman... Alttaki gibi uzun, upuzun agaclar...

Ve sonra ucu bucagi olmayan tarlalar, yemyesil bahceler, otlayan inekler, atlar...


Berlin'e varip da, ana istasyonda indigimizde, hafta sonu gezintilerimizi rahat yapabilmek icin 'hafta sonuluk' bilet almak üzere otomatin basina gectik. Bizim icin hangisinin dogru oldugunu secmeye calisirken 16-17 yaslarinda bir cocuk geldi yanimiza. Cumartesi günü boyunca kullanabilecegimiz, bir bilet vardi elinde. Buralarda böyle bir sey var. Istasyonlarda dolasan ve gecim kaynagi bu olan insanlar var.

Bir sürelik (haftalik, hafta sonluk, günlük vs.) bilet satin almis, fakat biletin gecerli oldugu süre bitmeden onunla isi bitmis insanlari bir sekilde buluyorlar. Süresi henüz bitmemis biletin cöpe gitmesine izin vermiyorlar. Ya bedava ya da cok cüzzi bir tutar karsiligi (1-1,5 euro gibi) onu sahibinden satin alip, ihtiyaci olan birine yine otomattaki fiyatindan cok cok indirimli bir fiyat karsiliginda satiyorlar. Umarim bilmeyenler icin cok karisik anlatmamisimdir.

Esim bileti evirip ceviriyordu, cünkü gecerlilik tarihine dikkat etmek zorundaydi aksi takdirde kaziklanma ihtimali de doguyordu cünkü. Ben de tipik sabirsiz demet, 'sorun mu var canim' deyiverdim, amanin bizim biletci 'aaa abla türk müsünüz?' demez mi? Ilginctir, hic türk'e benzetmemistik onu. Hemen bize torpil yapasi geldi ve cebinden tüm hafta sonunu kapsayan bir bilet daha cikardi.
Böylece biz toplamda 24 euro gibi bir paraya sahip olacagimiz bileti 8 euroya satin almis olduk.

Hamburg'da da benzer durum yasaniyor. Bir de bunun daha masumcasi var. Günlük bilet almis ve biletinin süresinin bitmesine saatler kalmis biri, evine dönerken bileti tekrar kullanmayacagindan eminse, otomat'in icindeki bilet gözüne birakiveriyor. Böylece hic tanimadigi birine sürpriz yapmis ve bir tren yolculugu hediye etmis oluyor :)

Tabi alman ekonomisine zarar isin ayri boyutu ama yasasin birlik ve dayanisma diyelim biz yine de :) O kadar cok para tutuyor ki bir yerden bir yere gitmek...

23 Eylül 2007 Pazar

Berlin'de Son Gün

Bugün Berlin'de son günümüz. Ögleyin evden cikip H.'yi görmeye gittik. Onu da alip Tegeler See'ye (göl) gittik. Gölde bir sandal kiraladik ve turladik. Ilk defa sandala bindim ve kürek cektim. Kolay gibi görünüyor ama zor :) Bakalim yarin kürek kemiklerimin hali nasil olacak :p

Ilginc bir detay daha, bugün hayatimda ilk kez balkabakli dondurma yedim. Ama ilk defa yemis olmam haricinde bir özelligi olmayacak, cünkü hic begenmedim :)

Birazdan karnimizi doyurup dünden yarim kalan islere girisecegiz, atilacak $eyler hala bitmedi ve hala toparlanmasi gereken ufak tefek daginikliklar var.

Bu gece yola cikacagimiz icin valizlerimizi hazirlamamiz ve buradan Hamburg'a götürecegimiz esyalari da toparlamamiz gerekiyor.

Hava bugün tam bir yaz günü gibi. 23 derece :) Internetten baktim, su anda Istanbul'dan daha sicak hava.
T-shirtle dolastim geldim geleli ilk defa, cok güzeldi. istanbul'dan buraya gelirken, o sicaklardan kurtuldugum icin ve de serin bir yere geldigim icin seviniyordum ama buralarin sogugu da 'bir parca güne$ olsaydi bari' dedirtti bana :)

Güzel bir pazar günü, gece asi (almanya saati ile) 23'de trenimiz hareket ediyor, saat 01:30 gibi Hamburg'daki evimize varmis olacagiz.
$imdiden yarin sabahi ve uzuuun uzuuun spor yapmayi iple cekiyorum :)

22 Eylül 2007 Cumartesi

Kitaplar... Kitaplar... Kitaplar...

Dün sözünü ettigimiz birkac katli kitap magazasina giderken, kocam 'bak simdi seni nereye götürecegim' dedi. Merakla yürümeye ba$ladim.

Berlin'in ortasindan gecen Spree Nehri'nin üzerindeki köprüye geldigimizde karsimda 'Berliner Ensemble'i gördüm. Nedendir bilmem, gözlerimden sicim gibi ya$ geldi. Yillardir derslerde konu ettigimiz, konustugumuz, oyunlarini okudugumuz Bertolt Brecht'in kurdugu toplulugun mekanina bakiyordum. O kadar görkemliydi ki... Etkilenmemek mümkün degildi.

Hemen bahcesine dogru yürüdük. Brecht'in kocaman heykeli bahcede bir platform üstünde oturuyordu. Hemen yancagizina ili$ip cep telefonumla bir fotografini cektik. :)

Kapida icerideki gi$eye kadar uzanan bir sira vardi, insanlar bekliyordu. Iceri girdik, Istanbul'daki arkadaslarim ve kendim icin ce$itli bro$ürler, aylara göre programlar vs. aldim.

Bir de bakarim ki; gece Robert Wilson'in sahneye koydugu 'Üc Kuru$luk Opera'nin prömiyeri varmi$. Hemen davranip gi$eye gittik ve bilet almak istedik. Gi$edeki kadin acikli bir gülü$ atti bize ve dedi ki: ''Biletler coktan tükendi, sirada gördügünüz insanlar da biletini alip da gelemeyenler olursa onlarin yerlerini almak icin bekliyorlar''...

Bir sonraki Berlin'e gelecegimiz gün belli olur olmaz, ilk i$imiz orada bir oyun izleyebilmek icin bilet satin almak olacak.
:)

Berliner Ensemble'i görmü$ olmanin verdigi mutluluk ve oyuna giremeyecek olmanin verdigi hüzünle kari$ik 'aman canim zaten buraya oyun izleyelim diye gelmemistik' diyerek (polyanna'cilik oynayarak bir nevi) asil rotamiza dogru yol aldik.

Katlar boyu kitap demi$tim ya, oraya gittik. Kendimi yine kaybettim sayin seyirciler :)
3 ya da 4 kat dü$ünün ama ikiz bina gibi yani ortanin hem saginda hem solunda bu katlarin ciktigini dü$ünün... Inanilmaz cok kategori... Hepsinin cicigi cikmis durumda. Herhangi bir konuyla ilgili aradiginiz bir kitap varsa yüzlerce alternatifini de bulacaginizdan emin olabilirsiniz.

Tiyatro kitaplarinin oldugu bölüme gittigimde, kocama $u soruyu sormak zorunda kaldim: ''Ben kursa ba$ladiktan ne kadar zaman sonra almanca kitap okumaya ba$layabilecegim?''
:)

Önceligim alman dilini ögrenmek oldugu icin kendime almanca-türkce bir sözlük satin aldim ama mümkün oldugu kadar cabuk bir süre icinde almanca kitaplar da okumaya ba$lamak icin kendime söz verdim.

Dönüste mexican bir cafe'de birer bira lüplettik ve eve dönüs yoluna ciktik. Ama karnimiz acikti ve ne yiyelim diye dü$ünmeye ba$ladik. Ben yine her zamanki gibi can cin con diye tutturdum ve bizim evin sokagina dönmeden önceki cadde üzerinde bulunan cin restaurant'ina girdik.

Sevgili esim ördekli, sebzeli noodle aldi ben de noodle'in basinda 'glass' yazdigini farketmeden sebzeli ve tavuklusunu istedim :)

aaaa tabak önüme bi geldi, bizim noodle'lar seffaf :) böylesini hic yememi$tim deneyeyim bari dedim. Ama bir problemim daha vardi. Her zamanki yedigim seyi farketmeden degistirmis oldugum icin, yeni gelen yemegin icindeki bazi 'sey'lerin ne oldugunu cozemedim. Hatta bazilarinin tadi cok yabanci geldi ve cikardim tabagimdan (secerek yemeye cali$tim).

Restaurant'dan cikip kö$eyi döndügümüzde midemde kasilmalar olmaya basladi, bi gaz bi gaz sormayin :) ''M.'le dalga gece gece böyle oldun, müstahaktir sana'' dedim icinden.
Gece olacaklardan kaci$ yoktu orasi kesindi, bu yüzden pe$in pe$in özür diledim kocacigimdan, sonrasi bütün gece 'ver coskuyu!' durumu tabi :) hihihihih! Bir daha uzun bir süre cin restaurant'ina gitmem dedim... :)

Berlin'in tarihi gercekten cok etkileyici, küf kokuyor filan dedim ama burada da zaman gecirdikce cok sevmeye ba$ladim. Uzerine bir$eyler bulup okuyup, internette biraz ara$tirma yapip bilgi sahibi olmak istiyorum.

Bugünü temizlik ve ev toparlama günümüz ilan ettik. Geleli alt tarafi 3 gece 3 gün oldu, ev sava$ alani gibi :) Atilacak da ne cok $ey varmis meger, hazir hafta sonunu burada geciriyorken giriselim $u i$e dedik. Kolilerimiz geliyor birazdan biz de i$e giri$iyoruz.

Artik yorulmamizin acisini bakalim bu ak$am nerelerde cikaracagiz? :)

21 Eylül 2007 Cuma

OranienburgerStrasse'nin Hanim Ablalari :)

Nasil da unuttumm :)

Yakla$ik 15-20 adimda bir, kenarlarda uslu uslu/sessiz sakin bekleyen cok güzel hanim ablalar vardi. Hepsinde beyaz upuzun incecik topuklu cizmeler, hepsinde daracik jean pantolonlar, hepsinin beyaz gömleginin üstünde gögüs altindan bellerine kadar inen deri arkadan sIkmalI korseler.
Haa bir de bellerinde üstü pullu boncuklu freebag dedigimiz cantalardan.

Neredeyse üniformalarinin bu oldugunu dü$ünecektim :)

Hemen hemen hepsi cook güzeldi :) Rahatsiz edici degildi, o caddenin ambiyansina renk katar bi havalari vardi. Ilginc ama böyle dü$ündüm...

:)

Yakinda güzel bir digital cameramiz olacak ve o zaman fotograflarla karsinizda oluciim efenim :)

Berlin'i Seviyoruuummm :)

Spor ayakkabilarimi Berlin'e getirmeyi unutmu$um :(

Dün, ak$am yemeginde kocamla güzel bir pizza lüplettikten sonra, tüm gün yediklerimin bir yumru halinde midemde duruyor olduklarini hissettim. Sardi mi beni bi sucluluk duygusu... :) Sporumu yapamadim ya, icim kan agliyor. 'Bir$ey yapmali' dedim ve yürüyü$ teklif ettim ona.

Dogu Berlin'e dogru yollara dü$tük. 50 dakikalik tempolu bir yürüyü$ten sonra, bizim taksim'e benzer (cafe'ler, barlar, bolca takilacak yerleri olan) ama ne yalan söyleyeyim taksim'den güzel bir yere vardik. OranienburgerStrasse imi$ adi. Pek güzel bir yerdi. Oraya mi dalsak, buraya mi dalsak diye gezinirken, mekanlarin arasinda avlu gibi bir bo$luk gördük. Giri$ kisminda film cekimi gibi bi$ey yapiyorlardi, biraz bakalim dedim. Bir de ne görelim, avlunun icine girince ba$ka bir dünya var orada :)

Yerler bizim plajlardaki gibi kum (bildigin plaj kumu). Kocaman bir alan ve icinde 2 tane bar'imsi yer. Anladigimiz kadariyla orasi, hemen orada bulunan bir metal heykel atolyesinin sahibinin yeri, cunku mekanda bol miktarda metalden heykeller var. Oturma yerleri metalden dev harfler. Ve oturanlar ü$ümesin diye üzerlerinde minderimsi $eyler var. Acik hava oldugu icin o kocaman soba gibi $eylerden de vardi. Biz 'O' xa da 'Q' harfinin üstüne tünedik. Birer bira ictik, müzik dinledik, keyfimize baktik.

Oradan kalktiktan sonra yürümeye ve ke$fe devam ettik. Caddenin bittigi yerde kocaman bir meydan vardi, yine yan yana mekanlar, önlerinde de cay bahcesi gibi bol miktarda masa ve sandalyeler (ortaköy meydani gibi). Ortadaki acik alanda, kel ve simsiyah giyinmis bir genc adam ate$ dansi yapiyordu. Bir kenarda da arkadasi oturuyor vurmali bir calgiyla ona ritm veriyordu. Hayatimda (tv'de izlediklerim dahil) bu kadar iddialisini ve ba$arilisini görmemi$tim. Her bir adimda bir öncekine cocuk oyuncagi dedirtecek cinsten daha zor hatta imkansiz denebilecek gösteriler yapti. Kameram olmasini ve kaydetmeyi cok istedim.

Gidip oturdugumuz mekan ve izledigim ate$ dansi dün gecenin süper anilari oldular.

Dönü$te yolu yine biraz uzatarak ve yine yürüyerek eve döndük. Berlin duvarinin yikilmadan önce gectigi hat'a basti ayaklarimiz, tam üstünden gectik, icimiz bir garip oldu. Oradan itibaren eve kadar kocam bana duvarin ve yikilma sürecinin hikayesini anlatti.

Hem spor yapabilmis olmanin verdigi rahatlik duygusu güzeldi hem de gecem süper gecti.

Bugün de dün gec gittigimiz icin gezemedigimiz bir kitap binasina gidecegiz, katlar boyunca kitap... Hamburg'da iken de girmistik buna benzer kocaman bir kitapciya, dillerini hic anlamamama ragmen kendimi kaybetmistim. Bir kat dolusu yemek kitabi, bir kat dolusu takvim, bir kat dolusu ajanda :) Burasi da orasi gibi (hatta belki daha büyük) bir yermi$.

Kiler'e indik bir de bugün, kahvaltiyi gec denecek bir saatte yaptiktan sonra. Buralarda binalarin altinda kocaman ama kocaman mekanlar var. Bu mekanlara her daire icin kucuk kilerler yapilmis, evde fazlalik yapan $eylerin konulabilmesi icin. Eskiden sava$ zamanlarinda buralar siginak olarak kullanilmis. Cok örümcek ve örümcek agi var ama etkileyici oldugunu söylemem lazim...

Örümcek fobisine yarim saatten fazla dayanamayip eve ciktim, kocam biraz daha devam etti toparlama isine. Az önce eve geldi, eli yüzü simsiyah :)

Temizlenip toparlanalim da $u muthi$ kitapciya gidelim bugün :)

Hava durumunu kontrol ettim, Istanbul ile Berlin ayni su anda. 20 derece, ne güzel. Güne$ yüzüme vuruyor ben bunlari yazarken.

Berlin de güzel yermis :)

20 Eylül 2007 Perşembe

Veee Berlindeyiz :)

Bu sabah Berlin'in soguguna uyandim. Intertten baktim caanim Hamburg'um 12 derece $u anda. Burasi mi? 8 derece :) birrrr! :)

Hamburg'da yaklasik 2 hafta yasadiktan sonra tekrar Berlin'e gelince buranin neden üstüme üstüme geldigini anladim hemencik, daha dün, trenden iner inmez. Burasi daha eski... Sanki küf kokan bir sehir :) Istasyonlar daha eski moda, insanlar daha eski moda sanki :) hihihi acaba abartiyor muyum her zamanki gibi diyorum ama hayir valla bu sefer abartmiyorum.

Aaaa camimizin önüne minik bir serce kondu simdi, cik cik yapiyor bana :) Ne güzel bir sabah sürprizi :) Gittiiiii :)

Birazdan cikip vize islemlerini yapacagimiz yere gidiyoruz.
Bu arada, gece eve geldigimizde posta kutusunda bir sürprizle karsilastik. Vize veren resmi yerden adima gonderilmis bir mektup. Beni 1 Ekim'de görü$meye cagirdiklarina dair! Saka olmali bu! Ben artik buradaki bürokratik islerimi bitirip Istanbul'daki ailemi görmeye gitmek istiyorum :(
Cünkü bu i$leri bitirmeden buradan cikis yapamiyorum.

Biz 'bir yanli$lik olmali' ruh haliyle gidiyoruz $imdi. Bakalim ne olacak? :)

Geli$melerle tekrar kar$inizda olacagiz efenim :)

11 Eylül 2007 Salı

Ciplak Ayakli Kontes Berlin Sokaklarinda :)

Berlin güzel sehir, ama ayni zamanda üstüme üstüme gelen bir sehir. Neden derseniz bilmem. Bende biraktigi his bu. Hamburg'a geldikten sonra anladim. Sanki sokaklar daha bir kalabalik.

Ilk sabah ayaklarim ciplak ve terlikli halde kocamla sokaklarda turladik. Herkes cizmeyle geziyordu ben ise parmak arasi terliklerimle neredeyse yalin ayak. Ucaktan inip terminale vardigimda hamsi baligi gibi sarsilarak titrememi hic unutmayacagim. Beni bilen bilir ü$ümem de pek :)

Berlin'de gecirdigimiz 3 gün resmi dairelerde yaptigimiz islemlerle gecti. Bürokratik bazi gereklilikleri yerine getirmemiz gerekiyordu ve bu aynen Türkiye'de oldugu gibi hic de kolay degildi.

Önce belirli bir gi$eye gidip derdini anlatiyorsun. Derdinin ne oldugunu dinleyip ona göre bir sira numarasi veriyorlar. Sonra bekle de bekle :) Bekledigimiz sure icinde gidip ogle yemegi yedik ve alisveris yaptik dü$ünün artik!
Bazi 'ezik' türkler her$eyden oldugu gibi bu durumdan da mutsuzdu. Bir tanesi telefonda konu$tugu arkada$ina "bizi attilar bir kenara köpekler gibi, hayvan muamelesi yapiyorlar, bekliyoruz" dedi. Anaaa dedim, $öyle bir kendimize baktim. Hic de öyle hayvan gibi bi kenara atildigimi dusunmemistim. Noluyoruz dedim icimden yaa, sanki kendi ulkende olsan kirmizi hali serecekler gectigin yollara ve martini ikram edip bekletecekler seni!

Insanoglu komplekli olmasin, en cok bundan korkarim :)

Neyse 3 gün sonra orada o zaman icin üstümüze dü$eni yaptik ve aldigimiz yeni randevu gününde tekrar Berlin'e dönmek üzere Hamburg'a dogru yola ciktiiikkk :)

Ana istasyondan hizli trene bindik Hamburg'a gelebilmek icin. Teknoloji ne güzel sey! Piril piril araclarda yayil yat yolculuk yap. Ama ben fazla yayilip yattim sanirim... Yine kafayi koltuga koyar koymaz kocamin omzunda uyumu$um :( Uyandigimda Hamburg'daydik.

( hahaha bu biryerden tanidik gelmi$tir size_daha cok duyacaksiniz galiba 'uyandigimda suradaydik/buradaydik dedigimi)

Bugün Hamburg'a geleli 5. günüm. Burada gecirdigim vakit salt ikamet etmek/yasamak amacli oldugu icin daha cok gezip daha cok gozlem yaptim. $imdiden anlatacak cok sey var. Yazmam lazim unutmaya baslamadan.

Tabi ki devam edecek... :)