'Yenilmedim sana İstanbul! diye bağırmak isterdim.. Her seçim bi vazgeçiştir demişler, başka mevzulara derinleşebilmek için evimde geçirdiğim zamanlar azaldı, evimde geçirdiğim zamanlar azalınca, blog başında geçirdiğim zamanlar da azaldı. Ara sıra ayak uzatacak zamanlarım oldu, onlarda da sahiden ayak uzattım.
Bazen dalıp gidiyorum, kaç haftadır yarım gün olsun ayaklarımı uzatıp aylaklık etmedim, ne olacak bunun sonu diye. Birilerinin doğum günleri, birilerinin çocuklarının doğum günleri, kandiller, bayramlar, şunlar bunlar günleri, nikahlar, nişanlar, isteme törenleri... Kalan zamanlarda beyazlar çıkmış saçlar boyanmalı; bişiyler uzamış alınmalı; toprak eklenmesi gereken, saksısı değiştirilmesi gereken bitkiler var, halledilmeli; bitmiyor anacım... bitmiyor... Hamburg'da yaşarken bu kadar ütülenecek şeyimiz olmazdı, şimdi neden var? :)
Bloğumun en başından bu güne gelişine bakarsam iki ana bölüm görüyorum; birincisi, Özgür karşıma çıkana kadarki uykuyla uyanıklık arası süreç, ikincisi 'yeni hayat'ın başladığı ve farkındalık kelimesinin hayatıma girdiği rüya süreci.
Ve şimdi sırada, yaşadığım, ama henüz bu bloğun sayfalarına kayıt düşemediğim üçüncü perde var; tezahür süreci.. Er meydanındaki büyük karşılaşmalar, sınavlar, alınan notlar...
Hayat beni öyle bir okula aldı ki... Tamamen kendi seçimlerim sayesinde başıma gelen alt üst olmalar, yol ayrımları, büyük değişimler(ki bu değişimlerin bazıları zorakiydi, seçme şansım yoktu, ya herro ya merro)...
Tabi ki bunlar beni büyüten şeyler, hepsi başım üstüne.. Mal gibi yaşayıp ölmektense bu er meydanında öğreniyorum, şifalanıyorum, büyüyorum..
Hayatıma genelde astroloji kavramı ve özelde Ay takvimi diye bir sistem girdi. Tırnak kesmekten, çiçek budamaya, çamaşır yıkamaktan, ev temizliğine kadar bi sürü konuda bu takvime göre hareket ediyorum.
Bitkilerle aram çok iyi; Almanya'da hep hayal ettiğimi şeyi İstanbul'da kocaman bir terasımız olunca yapabilmeye başladım. Tohumdan domates, biber, kabak yetiştiriyorum, tüm bitkilerimle iletişim kuruyor onlara istedikleri gibi davranıyorum, onlar da bana sevgimin ve ilgimin karşılığını fazlasıyla veriyorlar.
Ve daha neler neler... Bi açılış yapayım dedim; devamı daha çabuk gelsin diye.
Şimdilerde okuduğum kitap Doğanın Gizli Mesajları. Tabiat ana'nın derin bilgeliğini tanımak ve onun fısıltılarına kulak vermek üzerine.. Bu kitabın bu zamanda karşıma çıkması tesadüf mü? Hayır... Tesadüf diye bir şey var mı? Hayır...
Görüyorum, beden gözlerim ve gönül gözümle herkesin içini görüyorum, her şeyi görüyorum...
Duyuyorum, herkesi, her sesi duyuyorum...
Dokunuyorum erişebildiğim her şeye, onları onurlandırıyorum... Ben varım, yanındayım diyorum.
Kokluyorum, koku hafızamı günden güne geliştiriyorum, ihtiyacım olduğunda çağırıyorum geliyor..
Ve tadıyorum; şükran duyarak; tadını alabildiğim her şey için..
blog yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Temmuz 2011 Salı
5 Ağustos 2008 Salı
by PinoBu günlerde yazı yazmaya korkuyorum biraz, bari bunu yazayım.
Sanki klavyeyi elime geçirince fazlasıyla kişisel bir şekilde dökülüverecekmişim gibi geliyor ve bunu da istemiyorum.
Blog yazmaya başladığım ilk günlerde 'blog yazmak' durumunu gözden geçirmiştim. Başlarda bu işi modern zamanların günlüğü gibi tanımladığımı itiraf etmem gerek. Ama öyle olmadığını anlamam çok sürmedi tabi.
Bir kere herkesin okuduğu şeye günlük denmez bu bir. Sonra günlüğe insanın belki de sadece kendisinin bildiği/bileceği 'sır'lar dökülür bu da iki.
Ben bu blogda bunları yapmıyorum bu da üç.
Çok genel sızlanmalarımdan bahsediyorum ve orada burada neler yaptığımdan. Dikkatimi çekenlerden, öğrendiklerimden, sevdiklerimden, sevmediklerimden.
Benim hep baş ucumda duran bir defterim ve kalemim vardır. Başucum çoğunlukla bilgisayar masasının yanıdır :)
Bu defterin biri bittiğinde yerine hemen yenisi gelir.
İnternette okuduklarım, araştırdıklarım, yemek tarifi, okuduğum kitaplardan altını çizdiğim yerler, şarkı sözleri, dergilerden kestiğim dekorasyon ve süsleme fikirleri, daha iyi yaşam önerileri, vs... neredeyse yaptığım ya da unutmak istemediğim her şeyi, sayfa ayırmaksızın yazdığım bir defter.
Bu bloğa da hemen hemen aynı muameleyi yapıyorum ben anladım.
░
Bu günler ilginç günler benim için... Bolca hayal, bolca plan, bolca gülümseme ♫
░
10 Haziran 2008 Salı
Cok da uzun olmayan blogger'lik tarihimde bu isin 'racon' kismiyla ilgili gözlemlediklerimi not edeyim dedim suraciga. Kafama takiyor muyum diye soran olursa, hayir hic takmiyorum.
Bakalim zaman icinde eklenen, azalan ya da degisen bir sey olacak mi? :)
* Üst üste birkac yorum birakip, türlü süslü ve sevgi dolu sahte sözler söyleyip aynen karsiligini alamadi diye ortaliktan kaybolanlar.
*Sadece sen onun sayfasina gidip yorum biraktiginda senin sayfana gelenler
*Sadece kendi bloguna yeni bir yazi girdiginde haber vermek icin (ben yeni yazi yazdim, gel de sen de beni oku/bana yorum yaz diye) gelip yorum birakanlar
*Blogumu takip ettigi halde hic caktirmayan, ben ona fazla ugramadigim ya da yorum birakmadigim ya da link listeme eklemedigim icin sessiz sessiz okuyup cikanlar
Ek olarak bir de baska bir blogger tiplemesi var ki bu apayri bir yazinin konusu. Ve benim hic yazmayacagim bir yazinin :) Degisik degisik ruh hallerine göre degisik sayfalari olanlar bunlar. Bir tanesiyle seninle takisiyor, digerinden sana sevgiler yolluyor filan... komik!
Özellikle bu sizofrenlerden korusun tanrim hepimizi!
Blog yazmak zaman gecip de icine girdikce pek yaman bir is olmaya basliyor. Eger hassas bir insansa blog yazan, bir müddet sonra bunlar yüzünden soguyabiliyor.
En güzeli söyle olurdu : Herkes isine baksaydi, kimse begenmedigi yere gitmeseydi, eger gercekten sevdigi bir blog ise kayitsiz sartsiz karsilik beklemeden sevseydi, herkes kendi gibi olsaydi...
Degil mi ama?
:)
Bakalim zaman icinde eklenen, azalan ya da degisen bir sey olacak mi? :)
* Üst üste birkac yorum birakip, türlü süslü ve sevgi dolu sahte sözler söyleyip aynen karsiligini alamadi diye ortaliktan kaybolanlar.
*Sadece sen onun sayfasina gidip yorum biraktiginda senin sayfana gelenler
*Sadece kendi bloguna yeni bir yazi girdiginde haber vermek icin (ben yeni yazi yazdim, gel de sen de beni oku/bana yorum yaz diye) gelip yorum birakanlar
*Blogumu takip ettigi halde hic caktirmayan, ben ona fazla ugramadigim ya da yorum birakmadigim ya da link listeme eklemedigim icin sessiz sessiz okuyup cikanlar
Ek olarak bir de baska bir blogger tiplemesi var ki bu apayri bir yazinin konusu. Ve benim hic yazmayacagim bir yazinin :) Degisik degisik ruh hallerine göre degisik sayfalari olanlar bunlar. Bir tanesiyle seninle takisiyor, digerinden sana sevgiler yolluyor filan... komik!
Özellikle bu sizofrenlerden korusun tanrim hepimizi!
Blog yazmak zaman gecip de icine girdikce pek yaman bir is olmaya basliyor. Eger hassas bir insansa blog yazan, bir müddet sonra bunlar yüzünden soguyabiliyor.
En güzeli söyle olurdu : Herkes isine baksaydi, kimse begenmedigi yere gitmeseydi, eger gercekten sevdigi bir blog ise kayitsiz sartsiz karsilik beklemeden sevseydi, herkes kendi gibi olsaydi...
Degil mi ama?
:)
26 Mart 2008 Çarşamba
2007'nin Agustos ayindan beri blog yaziyorum. Daha öncesi de var tabi ama en az o kadar zamandir da bloglari inceleyip, okumaktan keyif aldiklarimi takibe aliyorum. Her gün acip, acaba bugün ne yazmis diye merak edip bakmak hosuma gidiyor. Yeni bir yazi girilmemis oldugunu görünce üzülüyorum, ertesi gün daha bir heyecanla aciyorum sayfayi. Eger yeni yazi varsa okuyorum tadini cikara cikara.
Merakimin icerigi bu bloglarin her birinde farkli olabiliyor. Bazi blog yazarlarinin kalemlerini cok seviyorum. Bazilarini, kalemlerinin iyi olmasinin yani sira birseyler de ogrendigim icin seviyorum. Bazi blog yazarlarini ictenliklerinden dolayi seviyorum, sirf benimle (okuyucusuyla) paylasmak istediklerini dinlemek icin okuyorum.
Icinde kaybolunasi bir dünya bu blog dünyasi... Bulabilecegim en iyi bloglari buldum, daha da eklemek istemiyorum SIK kullanilanlarima, okumak cok zamanimi aliyor desem de bazen, her zaman iyi bir bloga daha rastlama ve onun cekim alanina girme durumuyla karsi karsiya kalabiliyorum.
Ama yeni seyler ogrenmek, hic bir araya gelinemeyecek olsa da birine ....'cugum/'cigim demek cok tatli bir durummus.
Gözlemlerimden ögrendigim geregi uzunca bir zaman kimseye yorum yazmadim. Cünkü bazi yerlerde durum $una dönü$mü$ durumda, ben seni ekledim sen de beni eklesene, ben sana yorum yaptim sen de bana yapsana... Yeniyim ya, yorum yaptigim kisi ondan da aynsini bekliyorum düsüncesine kapilir diye, sessiz sedasiz okudum yazilari. Yorum yazsam da, bunu email yazmak bicimiyle yapmaya calisiyor ve 'benim de bir blogum var' cümlesini asla kullanmiyordum.
Belki ihtiyac duymuyordum. Cünkü daha önce de söyledigim gibi blog yazmak konusundaki cikis noktam Istanbul'da biraktigim yakinlarimi kendimden, burada yaptiklarimdan haberdar etmekti. Kitlelerin okuyacagi bir blog fikri bana o kadar uzakti ki... :)))
Ama bir detayi atlamistim. Bloguma kendimin ve evimin fotograflarini koyuyor, kendimin, esimin, ailemin arkadaslarimin isimlerini direkt yaziyordum. Sanki bu blog bir tek benim adresi verip oku dediklerim tarafindan okunuyormus gibi...
Bir gün un4'la bir konu hakkinda yazistik (bir sarkiyi bulamiyordu da onu yollamistim kendisine:) ve sorusu üzerine bir blogum oldugunu söyledim O'na.
O da blogumu bakmis sevmis ki, beni de eklemis takip ettigi linkler arasina...
Fakat ben bu durumu farkedince sevinecegime bir korktum, bir korktum sormayin. Hemen bir eposta daha yazip aman un4'cugum, ben böyle düsünmemistim her seyler ortada kaldir allasen! deyiverdim. Sagolsun anlayisla karsiladi ve sildi ismimi.
Bendeki dönüsüm bundan sonra basladi. E be akilli, dedim kendime. Un4 koydu sen gördün tamam da, nerelerden kimler bakiyor, okuyor, listesine ekliyor bilemezsin ki, bunu kontrol edemezsin ki...
Senelerdir internetle hasir nesir olan bendeniz, bu basit ve pratik ayrintiyi tamamen atlamis olmanin verdigi sIkIntIyI yasiyordum.
Oturdum hemen blogun basina ve saatlerce ugrasip, esimin ve benim yakin plan fotograflarimi kaldirdim, herkesin isminin ayna gibi ortada oldugu yerleri degistirdim. Ve bir sayac ekledim. Bütün bunlar cok yakin bir gecmiste oluyor, bir ay bile olmamistir.
Sayaci kontrol ederken bir kez daha anladim ki hakikaten bu internet olayi kontrolden cikmis durumda. Arama motorlarina kimlerin neler yazip da benim bloguma geldigini görünce, yazilarimda yaptigim revizyonu 'afferin iyi ki yapmisim' diye ikinci kez kendime hakli cikardim.
Okunmak cok güzel bir duygu. Bir yerlerde, hic tanimadigim birilerinin (tipki benim de birilerine yaptigim gibi) benim ne yazdigimi merak edip bloguma geliyor olmasi o kadar degerli ki...
Sonra ne oldu? Cok özelimle ilgili olan detaylari cikardiktan sonra baktim ki okuyan da var benim blogumu. Kasmayayim dedim daha fazla.
Sevdigim blog yazarlariyla iletisime gecmemem, onlarla fikirlerimi paylasmamam ya da benimle paylastiklari icin onlara tesekkür etmemem icin, hatta birbirimizi listelerimize eklemememiz icin hic bir sebep yoktu artik.
Simdi bazi blog yazari arkadaslarin gercek isimlerini kullandiklarini hatta fotograflarini da sakincasizca paylastiklarini görüyorum. Hosuma da gidiyor cok. Bundan aldigim cesaretle olsa gerek, bugün gözlüklü bir fotografimi bile koydum :)
Belki yersiz paranoyalara sahibim ama icim rahat etsin istedim biraz iste.
Böyleyken böyle.
Icimden bunlari yazmak geldi yazdim... Gece gece, aaaa :)
Merakimin icerigi bu bloglarin her birinde farkli olabiliyor. Bazi blog yazarlarinin kalemlerini cok seviyorum. Bazilarini, kalemlerinin iyi olmasinin yani sira birseyler de ogrendigim icin seviyorum. Bazi blog yazarlarini ictenliklerinden dolayi seviyorum, sirf benimle (okuyucusuyla) paylasmak istediklerini dinlemek icin okuyorum.
Icinde kaybolunasi bir dünya bu blog dünyasi... Bulabilecegim en iyi bloglari buldum, daha da eklemek istemiyorum SIK kullanilanlarima, okumak cok zamanimi aliyor desem de bazen, her zaman iyi bir bloga daha rastlama ve onun cekim alanina girme durumuyla karsi karsiya kalabiliyorum.
Ama yeni seyler ogrenmek, hic bir araya gelinemeyecek olsa da birine ....'cugum/'cigim demek cok tatli bir durummus.
Gözlemlerimden ögrendigim geregi uzunca bir zaman kimseye yorum yazmadim. Cünkü bazi yerlerde durum $una dönü$mü$ durumda, ben seni ekledim sen de beni eklesene, ben sana yorum yaptim sen de bana yapsana... Yeniyim ya, yorum yaptigim kisi ondan da aynsini bekliyorum düsüncesine kapilir diye, sessiz sedasiz okudum yazilari. Yorum yazsam da, bunu email yazmak bicimiyle yapmaya calisiyor ve 'benim de bir blogum var' cümlesini asla kullanmiyordum.
Belki ihtiyac duymuyordum. Cünkü daha önce de söyledigim gibi blog yazmak konusundaki cikis noktam Istanbul'da biraktigim yakinlarimi kendimden, burada yaptiklarimdan haberdar etmekti. Kitlelerin okuyacagi bir blog fikri bana o kadar uzakti ki... :)))
Ama bir detayi atlamistim. Bloguma kendimin ve evimin fotograflarini koyuyor, kendimin, esimin, ailemin arkadaslarimin isimlerini direkt yaziyordum. Sanki bu blog bir tek benim adresi verip oku dediklerim tarafindan okunuyormus gibi...
Bir gün un4'la bir konu hakkinda yazistik (bir sarkiyi bulamiyordu da onu yollamistim kendisine:) ve sorusu üzerine bir blogum oldugunu söyledim O'na.
O da blogumu bakmis sevmis ki, beni de eklemis takip ettigi linkler arasina...
Fakat ben bu durumu farkedince sevinecegime bir korktum, bir korktum sormayin. Hemen bir eposta daha yazip aman un4'cugum, ben böyle düsünmemistim her seyler ortada kaldir allasen! deyiverdim. Sagolsun anlayisla karsiladi ve sildi ismimi.
Bendeki dönüsüm bundan sonra basladi. E be akilli, dedim kendime. Un4 koydu sen gördün tamam da, nerelerden kimler bakiyor, okuyor, listesine ekliyor bilemezsin ki, bunu kontrol edemezsin ki...
Senelerdir internetle hasir nesir olan bendeniz, bu basit ve pratik ayrintiyi tamamen atlamis olmanin verdigi sIkIntIyI yasiyordum.
Oturdum hemen blogun basina ve saatlerce ugrasip, esimin ve benim yakin plan fotograflarimi kaldirdim, herkesin isminin ayna gibi ortada oldugu yerleri degistirdim. Ve bir sayac ekledim. Bütün bunlar cok yakin bir gecmiste oluyor, bir ay bile olmamistir.
Sayaci kontrol ederken bir kez daha anladim ki hakikaten bu internet olayi kontrolden cikmis durumda. Arama motorlarina kimlerin neler yazip da benim bloguma geldigini görünce, yazilarimda yaptigim revizyonu 'afferin iyi ki yapmisim' diye ikinci kez kendime hakli cikardim.
Okunmak cok güzel bir duygu. Bir yerlerde, hic tanimadigim birilerinin (tipki benim de birilerine yaptigim gibi) benim ne yazdigimi merak edip bloguma geliyor olmasi o kadar degerli ki...
Sonra ne oldu? Cok özelimle ilgili olan detaylari cikardiktan sonra baktim ki okuyan da var benim blogumu. Kasmayayim dedim daha fazla.
Sevdigim blog yazarlariyla iletisime gecmemem, onlarla fikirlerimi paylasmamam ya da benimle paylastiklari icin onlara tesekkür etmemem icin, hatta birbirimizi listelerimize eklemememiz icin hic bir sebep yoktu artik.
Simdi bazi blog yazari arkadaslarin gercek isimlerini kullandiklarini hatta fotograflarini da sakincasizca paylastiklarini görüyorum. Hosuma da gidiyor cok. Bundan aldigim cesaretle olsa gerek, bugün gözlüklü bir fotografimi bile koydum :)
Belki yersiz paranoyalara sahibim ama icim rahat etsin istedim biraz iste.
Böyleyken böyle.
Icimden bunlari yazmak geldi yazdim... Gece gece, aaaa :)
24 Mart 2008 Pazartesi
Blog yazma hevesimin bir heves olarak kalmadigina seviniyorum.
Ilk yazmaya basladigim günlerde, insan neden blog yazar diye sormustum kendime. Benim blog yazmaya baslama hikayem söyle gelismisti:
Üniversiteyi 4 yil diz dize okuyup hala sarmas dolas oldugum arkadaslarimdan önce Z ve ondan bir süre sonra da F bloglular kervanina katildilar.
2007 yilinin Agustos ayiydi. O siralar 4 aylik evliydim ve fakat Almanya'ya gelebilmem icin gereken aile birlesimi vizesi ancak o günlerde cikabildigi icin hala evine ve esine kavusamamis bir hatundum. Ama artik Istanbul'a veda edip yeni yasayacagim sehre yola cikmama sayili günler kalmisti.
Aslinda blogging olgusuna yabanci degildim, yillardir takip ettigim bir iki blog vardi fakat nedense bunu kendim icin yapmayi hic aklimdan gecirmemistim.
Sonra düsündüm ki, eger ben de blog yazmaya baslarsam, hem Almanya'da gecirdigim günleri, burada yasadigim ilginc durumlari, ögrendiklerimi not edebilecektim, hem de yazdiklarimin silinmesi ya da kaybolmasi gibi bir durum söz konusu olmayacakti. Sadece yazabilme sansina erismis olmamin disinda, Istanbul'daki ailem ve arkadaslarim da arada acip, 'yahu bu kiz ne yapiyor bakalim' diyebileceklerdi.
Iste benim blog serüvenimin cikis noktasi bu oldu.
Ben gazi aldim ya bir kere, tutabilene askolsun... Kendilerinden kiskanip da kendime de yer actigim blogging olayinda, durmaksizin yazip cizip, kendilerini örnek aldigim arkadaslarimi tenkit etmeye basladim.
Ama iyi niyetli tenkitlerdi. Cünkü tembellik yapiyorlar ve yazmiyorlardi. Simdi bunlari okurken sasiracaklar cünkü arada sirada 'e hadi yazsanizaaa!' demek disinda ilk kez bu duygularimi aktariyorum.
Ne diyordum... Iyi niyetli tenkitlerdi yaptiklarim.
Cünkü Z, iyi derecede Italyanca bilen, Italya'yi da iyi bilen bir arkadasimdi, dahasi ayni bölümden mezunduk (Dramaturji). Dahasi bir reklam ajansinda metin yazarligi yapiyor kendisi. Ayrica cocuklugundan beri yasaminda kediler var...
Yani tembellik yapmasa paylasacak o kadar cok seyi var ki...
F deseniz öyle... Kendisi ile ayni bölümü bitirdik, ama simdi O, özel bir okulda ögrencilere drama/tiyatro dersleri veriyor. Yüzlerce ögrencisi var. Oyunculuk ogrenimi gecmisi de var. Türk Tiyatrosunu yemis icmistir, ve de tiyatrocu bir esi vardir. Ayrica da bütün bunlarin yaninda sinema üzerine yüksek lisans yapmaktadir. Kendisi, kendini sokak kedilerine adamis bir melektir de ayni zamanda. Sokakta buldugu her yavrucagi kaptigi gibi veteriner dostu G'ye götürür :)
Aslinda yazacaklari, hatta bana göre (bencilce olsa da) kesinlikle paylasmak zorunda olduklari öyle cok sey var ki... Belki dedim böyle biraz emrivaki yaparak onlari atesleyebilirim :)
Kizmadiniz bana di mii? :)
Ben alfabedeki harflerin bana cagristirdiklarini yazdiktan sonra Z ve F'yi sobeleyecegim izninizle. Arkadas torpili yapiyor denmesin sonra aman ha, anlattim uzun da uzun :)
Ilk yazmaya basladigim günlerde, insan neden blog yazar diye sormustum kendime. Benim blog yazmaya baslama hikayem söyle gelismisti:
Üniversiteyi 4 yil diz dize okuyup hala sarmas dolas oldugum arkadaslarimdan önce Z ve ondan bir süre sonra da F bloglular kervanina katildilar.
2007 yilinin Agustos ayiydi. O siralar 4 aylik evliydim ve fakat Almanya'ya gelebilmem icin gereken aile birlesimi vizesi ancak o günlerde cikabildigi icin hala evine ve esine kavusamamis bir hatundum. Ama artik Istanbul'a veda edip yeni yasayacagim sehre yola cikmama sayili günler kalmisti.
Aslinda blogging olgusuna yabanci degildim, yillardir takip ettigim bir iki blog vardi fakat nedense bunu kendim icin yapmayi hic aklimdan gecirmemistim.
Sonra düsündüm ki, eger ben de blog yazmaya baslarsam, hem Almanya'da gecirdigim günleri, burada yasadigim ilginc durumlari, ögrendiklerimi not edebilecektim, hem de yazdiklarimin silinmesi ya da kaybolmasi gibi bir durum söz konusu olmayacakti. Sadece yazabilme sansina erismis olmamin disinda, Istanbul'daki ailem ve arkadaslarim da arada acip, 'yahu bu kiz ne yapiyor bakalim' diyebileceklerdi.
Iste benim blog serüvenimin cikis noktasi bu oldu.
Ben gazi aldim ya bir kere, tutabilene askolsun... Kendilerinden kiskanip da kendime de yer actigim blogging olayinda, durmaksizin yazip cizip, kendilerini örnek aldigim arkadaslarimi tenkit etmeye basladim.
Ama iyi niyetli tenkitlerdi. Cünkü tembellik yapiyorlar ve yazmiyorlardi. Simdi bunlari okurken sasiracaklar cünkü arada sirada 'e hadi yazsanizaaa!' demek disinda ilk kez bu duygularimi aktariyorum.
Ne diyordum... Iyi niyetli tenkitlerdi yaptiklarim.
Cünkü Z, iyi derecede Italyanca bilen, Italya'yi da iyi bilen bir arkadasimdi, dahasi ayni bölümden mezunduk (Dramaturji). Dahasi bir reklam ajansinda metin yazarligi yapiyor kendisi. Ayrica cocuklugundan beri yasaminda kediler var...
Yani tembellik yapmasa paylasacak o kadar cok seyi var ki...
F deseniz öyle... Kendisi ile ayni bölümü bitirdik, ama simdi O, özel bir okulda ögrencilere drama/tiyatro dersleri veriyor. Yüzlerce ögrencisi var. Oyunculuk ogrenimi gecmisi de var. Türk Tiyatrosunu yemis icmistir, ve de tiyatrocu bir esi vardir. Ayrica da bütün bunlarin yaninda sinema üzerine yüksek lisans yapmaktadir. Kendisi, kendini sokak kedilerine adamis bir melektir de ayni zamanda. Sokakta buldugu her yavrucagi kaptigi gibi veteriner dostu G'ye götürür :)
Aslinda yazacaklari, hatta bana göre (bencilce olsa da) kesinlikle paylasmak zorunda olduklari öyle cok sey var ki... Belki dedim böyle biraz emrivaki yaparak onlari atesleyebilirim :)
Kizmadiniz bana di mii? :)
Ben alfabedeki harflerin bana cagristirdiklarini yazdiktan sonra Z ve F'yi sobeleyecegim izninizle. Arkadas torpili yapiyor denmesin sonra aman ha, anlattim uzun da uzun :)
24 Ağustos 2007 Cuma
Ara Nağme
Düşündüm durdum geceden beri, bir insan neden blog yapar kendine diye... teşhir arzusu, internetin hiç silinmeyecek bir kalem ve hiç kaybolmayacak bir kağıt imkanı sunması, yayınlamak isteği, okunmak isteği ve sair sebepler..
Ortaokul yıllarımla birlikte günlük tutmaya başlamıştım. Ama günlük ilginç bir şey, ismi bile merak uyandırıyor. Abartmış olmazsam 'günlükler gizlice bulunup okunmak içindir' diyebilecegim. Ne kadar kızsam da anneme, soktuğum en gizli yerlerden bile bulup, çıkarıp okuduğu için; bir gün bir baktım, küçük kız kardeşimin yazdıklarını okuma isteğime karşı koyamıyordum. Bir elim uzanıp sayfalarını açmak istiyor, diğer elim 'saçmalama yapma' diyordu. :)
Her insanın -en yakınındakinin bile bilmediği- gizli bir dünyası var. Bu dünyanın içine, kişinin kendisinden gayrı kimse giremiyor. Ve nedense günlükler de, o gizli iç dünyanın kapılarını aralayamıyorlar. İnanmıyorum 'herşey'in yazıldığına. Çünkü her insanın kendine bile itiraf etmekten korktuğu 'pis', 'çirkin', 'kötü' yanları var.
Günlükler gereksiz kağıt yığınlarıdır diyebiliyorum artık.
Blog meselesine gelince, yaşayalım görelim diyorum şimdilik. Bir yazının giriş, gelişme, sonuç bölümlerini düşünecek olursak, yazdığım ilk yazılar, bu blog'un varlık sebebinin sadece bir girişidir.
Ortaokul yıllarımla birlikte günlük tutmaya başlamıştım. Ama günlük ilginç bir şey, ismi bile merak uyandırıyor. Abartmış olmazsam 'günlükler gizlice bulunup okunmak içindir' diyebilecegim. Ne kadar kızsam da anneme, soktuğum en gizli yerlerden bile bulup, çıkarıp okuduğu için; bir gün bir baktım, küçük kız kardeşimin yazdıklarını okuma isteğime karşı koyamıyordum. Bir elim uzanıp sayfalarını açmak istiyor, diğer elim 'saçmalama yapma' diyordu. :)
Her insanın -en yakınındakinin bile bilmediği- gizli bir dünyası var. Bu dünyanın içine, kişinin kendisinden gayrı kimse giremiyor. Ve nedense günlükler de, o gizli iç dünyanın kapılarını aralayamıyorlar. İnanmıyorum 'herşey'in yazıldığına. Çünkü her insanın kendine bile itiraf etmekten korktuğu 'pis', 'çirkin', 'kötü' yanları var.
Günlükler gereksiz kağıt yığınlarıdır diyebiliyorum artık.
Blog meselesine gelince, yaşayalım görelim diyorum şimdilik. Bir yazının giriş, gelişme, sonuç bölümlerini düşünecek olursak, yazdığım ilk yazılar, bu blog'un varlık sebebinin sadece bir girişidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)