tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ağustos 2012 Cumartesi
Karmaşanın ortasında (hem evde, hem kafamın içinde) bir güneş doğdu hayatıma. Bir tiyatro oyununda reji asistanlığı yapmaya başladım. Bayramın ikinci günü belli oldu ve 2 gün sonra perşembe günü provalara başladık. Ayaklarım yere basmıyor, kendimi çimdikleyip duruyorum, rüyada gibiyim. Okulu bitirmemin üzerinden çook zaman geçti, ama şimdiymiş! Şimdi olması gerekmiş! Çok mutluyum!
27 Mart 2009 Cuma
Ben bir tiyatro oyuncusuyum. Bütün dünyam tiyatrodur. Gücümü sahne ışıklarından alırım. Ben bir sahne işçisiyim, bir ağır işçi. İşim gereği gece-gündüz çalışırım, buradan sizlere en güzel, en doğru, en çağdaş ve gerçekçi bir oyunla ulaşmak için... Bir oyun, bir oyun daha, bir oyun daha... Böyle mutlu geçer ömrüm, yeter ki siz burada olun ve birlikte kotaralım oyunumuzu. Birlikte gülelim, birlikte ağlayalım, birlikte coşalım, şaşalım, sevinelim ve birlikte düşünelim. Oyunun sonunda tiyatronun o vazgeçilmez gizemi içinden, alkışlarınızla, birlikte uyanalım. Güzel bir oyun sonrasının tatlı yorgunluğu içinde zevkle göz göze gelelim.
Şimdi biraz dertleşelim. Son yıllarda Türk Tiyatrosu adına olumlu olumsuz pek çok konuşmalar yapılıyor. Kimileri seyircinin giderek düzeysiz komedilere şartlandırıldığını, hele hele özel tiyatroların, gişe kaygısı nedeniyle ucuz prodüksiyonlarla yetinmek zorunda kaldıklarını, bunun da sanatsal bir erozyon olduğunu savunuyor. Kısmen doğru olabilir ama tüm yokluklara karşın sanat heyecanı ile hala perde açabilen özel tiyatro yapımcılarımızın ve sanatçılarımızın verdikleri mücadele göz ardı edilemez.
Bazılarıysa 'güldürü, güldürü, güldürü' diyor. 'Seyirci artık gülmek istiyor, düşünmek istemiyor' diyerek seyircilerimizi küçümsüyor. Gene bazıları da 'maaşlı memurdan sanatçı olmaz' diye ödenekli tiyatrolarımızı hedef alıyor. Oysa onların ana tiyatro niteliğini ve Türk Tiyatrosu'nun kurucusu olduğunu unutuyor. Oradan yetişen birbirinden değerli büyük sanatçıların varlığını görmüyor.
Bazı güzel insanlar da başlangıçtan bu yana Türk tiyatro sanatçılarının içinde çok büyük yetenekler olduğunu savunuyor ki aynı kanıdayım. En ilginç olanı da bazı çok bilirler, 'artık hiç kimse tiyatro yazmıyor, tiyatro yazarlarımıza ne oldu?' diye bir yanılgıdan yola çıkıyor. Bu çok önemli, çünkü yazarsız tiyatro olmaz. Bence bunu birlikte çözeceğiz, ama önce yazarlarımızı dinleyerek. Çünkü çok değerli ve büyük tiyatro yazarlarımız var.
Bu arada bazı tiyatroseverlerimiz, 'ah nerede o eski tiyatrolar, o eski oyunlar, o eski tiyatro sanatçıları' diye yerinip yerinip duruyor. Oysa çevreye dikkatle baksalar gençleri görecekler. Bir değişimin, bir gelişimin yaşandığını fark edecekler. Genç tiyatrocular iş başında. Hepsi de yetenekli, yürekli ve cesur. Bir araya gelip kendi özgün tiyatrolarını kuruyorlar. Yazıyorlar, oynuyorlar ve devamlı perde açıyorlar. Ben onlara 'safkan tiyatrocular' diyorum.
Ve gene diyorum ki günümüzün sanal ortamlarına karşın, Türk Tiyatrosu tüm gerçekliğiyle dimdik ayakta. Yeni ve çağdaş bir Türk Tiyatrosu hızla kendini bütünlerken, taptaze ve kararlı bir jön Türk, tiyatronun müjdesini veriyor. Çoğu tabuları yıkan bu özgür soluklu tiyatronun temelinde insanoğlunun gerçekleri var. Ama her şeyden öte, ülkemizin ve ülkemiz insanının iç güzelliği, kadirbilirliği, kaderciliği ama en umutsuz anlarda bile, o şaşmaz iradesi, kararlılığı ve sağlamlığı var.'Sanatçı alnında ışığı hisseden insandır' diyor Büyük Önder. Bizler o ışığı sizlerden alıyoruz. Ve dünya durdukça, kim ne derse desin, her söze verilecek en doğru cevap buradan olacaktır, tiyatro sahnelerinden. Çünkü sizler buradasınız. O halde çalsın son ziller, açılsın perdeler...
Aramızda olan olmayan tiyatroya emek vermiş tüm yüce gönüllü insanların gününü yürekten kutluyorum...
9 Ekim 2008 Perşembe

Üniversitede iken, yazdığı inceleme/araştırma kitaplarından çok destek aldığımız, çok değerli tiyatro bilim adamı Metin And vefat etmiş, toprağa verilmiş; bügün haberim oluyor.
Tiyatro tarihi ve geleneksel türk tiyatrosu ile ilgili arkasında bıraktiği kitaplar daha çok uzuun yıllar tiyatroya gönül verenlerin ve öğrencilerin yollarını aydınlatacaklar. Sağolsun, ruhu şad olsun...
30 Nisan 2008 Çarşamba
Yaban'in sayfasinda Altan Erbulak'in sözünü okuduktan sonra yorumlar kismina Haldun Taner'in Sersem Kocanin Kurnaz Karisi adli oyunundan, Fasulyeciyan'a ait bir tiradi ekledim. Ve oradan aldigim ilhamla kendi sayfamda da bugün bir tiyatro oyunundan alintilanmis tirad olsun istedim...
Shakespeare'in Othello isimli oyunundan Iago'nun tiradidir.
Söyle ya da böyle olmak elbette kendi elimizde. Bedenimiz bahçemizdir, irademiz de bahçivani; ister isirgan dikersin, ister kekik, ister hiyar yetistirir, kabak ekersin; bahçeni ya tek bir bitkiye ayirabilirsin ya da bir sürü çiçekle doldurabilirsin; yeter ki sen iste!
Bahçenin kisir kalmasi da elinde, verimli bakimli olmasi da..
Bunlarin hepsini yapmak irademize bakar. Neyse ki duygularimiz mantigimizla dengelenmis. Yoksa damarlarimizdaki su azginlik, içimizdeki su sehvet düskünlügü bize ne oyunlar oynardi. Iyi ki mantik denen sey var da, kuduran isteklerimizi, bedenimizin ignelenmelerini, dizginsiz tutkularimizi bastirabiliyoruz.
Senin ask dedigin sey, iste bu tutkularimizin bir uzantisi, bir sürgünü..
Shakespeare'in Othello isimli oyunundan Iago'nun tiradidir.
Söyle ya da böyle olmak elbette kendi elimizde. Bedenimiz bahçemizdir, irademiz de bahçivani; ister isirgan dikersin, ister kekik, ister hiyar yetistirir, kabak ekersin; bahçeni ya tek bir bitkiye ayirabilirsin ya da bir sürü çiçekle doldurabilirsin; yeter ki sen iste!
Bahçenin kisir kalmasi da elinde, verimli bakimli olmasi da..
Bunlarin hepsini yapmak irademize bakar. Neyse ki duygularimiz mantigimizla dengelenmis. Yoksa damarlarimizdaki su azginlik, içimizdeki su sehvet düskünlügü bize ne oyunlar oynardi. Iyi ki mantik denen sey var da, kuduran isteklerimizi, bedenimizin ignelenmelerini, dizginsiz tutkularimizi bastirabiliyoruz.
Senin ask dedigin sey, iste bu tutkularimizin bir uzantisi, bir sürgünü..
2 Nisan 2008 Çarşamba
ULUSLARARASI TIYATRO FESTIVALI, 'lararasi' kismini kaybetmis, GÖREN VAR MI???
Puff, sabah sabah canim SIKILDI yine... Hersey o kereviz kizartmasinin unlanma asamasini da unutmus olmamla basladi :)
Bu yil gerceklestirilecek olan 16. Uluslararasi Istanbul Tiyatro Festivali'nin programi aciklanmis.
34 adet yapim var. Türkiye disi yapim sayisi mi sayabildigim kadariyla 5-6 adet... Kalanlarin da bilmemkactanesi dans tiyatrosu/performans!!!!
Zaten, eskiden her sene yapilan festival, maddi zorluklar vs. nedeniyle 'sene asiri' yapilan bir hale getirilmisti.
Simdi de uluslararasi bir festival olma, türk seyircisine, dünyanin cesitli yerlerinden örnekler gösterme derdi nereye gitmis anlamiyorum. Nerede festivalimizin olmazsa olmazlari? Nerede Robert Wilson, Pina Bausch, Suzuki, Terzopoulos, Peter Brook filan... Nerede o kocaman kocaman prodüksiyonlar. Eczacibasilarin, her sene sponsor olan bir iki firmanin paralari mi bitmis acaba? Yoksa Dikmen Hoca ( Dikmen Gürün Ucarer) yorulmus mu?
Her sene yurtdisindan örnekler biraz daha azaliyor... Bana mi öyle geliyor? Puff cok üzücü...
Listeye bakiyorum bakiyorum anlamiyorum...
Cok ilgimi ceken bir yapim oldu, o da Murathan Mungan'in 'Geyikler Lanetler' adli oyununu sergileyecek olan italyan grup... Arca Azzurra Theatre
22.05.2008 Perşembe saat 20.30 tek bir kez oynayacaklar.
Gerci 60 dakika ve arasiz olmasindan süphelendim, ve aslinda daha da merak ettim ki o oyun 60 dakikada nasil kotarilmis, acaba nasil bir yorumlama yapilmis?...
Yazan: Murathan Mungan
Uyarlayan: Massimo Salvianti
Yöneten: Riccardo Sottili
not: Görsel ögeler ve gölge tiyatrosu olanaklarindan faydalanilmis...
Bir de alman 'The Forsythe Company'nin Insan Haklari Bildirgesi'nin 60.yilina adadiklari projeyi merak ettim. Kömür tozuyla kaplanmış masalara İnsan Hakları Bildirgesi’nden harfler, kelimeler ve cümleler yazmaya çalışırken, insan hakları ihlallerini beden diliyle anlatacaklarmis.
23.05.2008 Cuma 20.30 ve 24.05.2008 Cumartesi 20.30'da gösterilecek.
Konsept: William Forsythe, Kendall Thomas
Litvanya'dan gelen Faust'u da merak ettim tabi.
Türk yapimlar icinde de ilginc calismalar var, neyse ki onlari festivalden bagimsiz olarak da izleyebilmek mümkün olacak (umuyorum bir ara...)
Ama ben yine de yerli yapimlarin fazlaligini uluslarasi bir festival fikriyle bagdastiramiyorum.
Her sey bir yana bu sene, konferans ve workshop'larda da ve hatta bunlarin niteliginde de bana göre müthis bir düsüs var.
Anlamiyorum neden?
5 senede bir mi yapilmaya baslanacak. Neler oluyor? Biri bana aciklasin...
Bilgileri Istanbul Kültür Sanat Vakfi'nin internet sitesinden aldim, detayli bilgi icin
Puff, sabah sabah canim SIKILDI yine... Hersey o kereviz kizartmasinin unlanma asamasini da unutmus olmamla basladi :)
Bu yil gerceklestirilecek olan 16. Uluslararasi Istanbul Tiyatro Festivali'nin programi aciklanmis.
34 adet yapim var. Türkiye disi yapim sayisi mi sayabildigim kadariyla 5-6 adet... Kalanlarin da bilmemkactanesi dans tiyatrosu/performans!!!!
Zaten, eskiden her sene yapilan festival, maddi zorluklar vs. nedeniyle 'sene asiri' yapilan bir hale getirilmisti.
Simdi de uluslararasi bir festival olma, türk seyircisine, dünyanin cesitli yerlerinden örnekler gösterme derdi nereye gitmis anlamiyorum. Nerede festivalimizin olmazsa olmazlari? Nerede Robert Wilson, Pina Bausch, Suzuki, Terzopoulos, Peter Brook filan... Nerede o kocaman kocaman prodüksiyonlar. Eczacibasilarin, her sene sponsor olan bir iki firmanin paralari mi bitmis acaba? Yoksa Dikmen Hoca ( Dikmen Gürün Ucarer) yorulmus mu?
Her sene yurtdisindan örnekler biraz daha azaliyor... Bana mi öyle geliyor? Puff cok üzücü...
Listeye bakiyorum bakiyorum anlamiyorum...
Cok ilgimi ceken bir yapim oldu, o da Murathan Mungan'in 'Geyikler Lanetler' adli oyununu sergileyecek olan italyan grup... Arca Azzurra Theatre
22.05.2008 Perşembe saat 20.30 tek bir kez oynayacaklar.
Gerci 60 dakika ve arasiz olmasindan süphelendim, ve aslinda daha da merak ettim ki o oyun 60 dakikada nasil kotarilmis, acaba nasil bir yorumlama yapilmis?...
Yazan: Murathan Mungan
Uyarlayan: Massimo Salvianti
Yöneten: Riccardo Sottili
not: Görsel ögeler ve gölge tiyatrosu olanaklarindan faydalanilmis...
Bir de alman 'The Forsythe Company'nin Insan Haklari Bildirgesi'nin 60.yilina adadiklari projeyi merak ettim. Kömür tozuyla kaplanmış masalara İnsan Hakları Bildirgesi’nden harfler, kelimeler ve cümleler yazmaya çalışırken, insan hakları ihlallerini beden diliyle anlatacaklarmis.
23.05.2008 Cuma 20.30 ve 24.05.2008 Cumartesi 20.30'da gösterilecek.
Konsept: William Forsythe, Kendall Thomas
Litvanya'dan gelen Faust'u da merak ettim tabi.
Türk yapimlar icinde de ilginc calismalar var, neyse ki onlari festivalden bagimsiz olarak da izleyebilmek mümkün olacak (umuyorum bir ara...)
Ama ben yine de yerli yapimlarin fazlaligini uluslarasi bir festival fikriyle bagdastiramiyorum.
Her sey bir yana bu sene, konferans ve workshop'larda da ve hatta bunlarin niteliginde de bana göre müthis bir düsüs var.
Anlamiyorum neden?
5 senede bir mi yapilmaya baslanacak. Neler oluyor? Biri bana aciklasin...
Bilgileri Istanbul Kültür Sanat Vakfi'nin internet sitesinden aldim, detayli bilgi icin
28 Mart 2008 Cuma
Bilmiyorlar...
Insan bildikce, ögrendikce ne kadar az bildigini farkeder ya... Bilginin ögrenmenin sinirlarini göremedikce, ucunu kacirinca isin, kendi acziyeti karsisinda bi durur düsünür ya...
Ülkemde her sey yarim yamalak yapiyor, nedendir? Herkes kendisinin cok bildigini saniyor nedendir?
Icime sinmedi, Dünya Tiyatro Günü'nde bu senenin bildirilerini koyup da gecmek...
Tiyatro sanati devletten destek görmüyormus, yeterince iyi dekorlar, kostümler, ses/efekt ve isik düzeni icin, adam gibi prodüksiyonlar icin coook para lazimmis, o da onlarda yokmus...
Yalan, külliyen yalan!
Neden görüntü derdì? Neden cogunca, bir seyin nasil oldugu degil, nasil göründügü önemli?
Bi tarafiniz yemiyorsa benim gibi, yani yari ac yari tok yasama özgürlügünü sececek bir pozisyonda degilseniz, hayatî yasamsal sorumluluklariniz varsa, birakin zaten bu hayalin pesini, gidip tekstil isiyle ugrasin, muhasebeci olun, bankaci olun, pazarlamaci olun, ne bileyim baska bir sey olun iste.
Ama yok, ben tiyatro yapacagim diyorsaniz azla yetinmeyi bilin, bininci kez pisirip seyirci önüne koymayin, lisan ögrenin, dünyanin baska yerlerinde neler yapiliyor bilin, merakli olun...
Cagdas tiyatro yazarlarini taniyin ve onlarin oyunlarini takip edin. Cevirisini yapip dilimize kazandirin, sahneleyin, oynayin... Sokakta, vapurda, otobüste, borcuna kiralanmis kücücük bir sahnede... Oynayin... Yapin bunu. Kalan zamanlarinizda atki mi örüp satarsiniz, garsonluk mu yaparsiniz bilemem. Ama isiniz gücünüz tiyatro olsun...
Bu da benim bu seneki Dünya Tiyatro Günü bildirim olsun...
Insan bildikce, ögrendikce ne kadar az bildigini farkeder ya... Bilginin ögrenmenin sinirlarini göremedikce, ucunu kacirinca isin, kendi acziyeti karsisinda bi durur düsünür ya...
Ülkemde her sey yarim yamalak yapiyor, nedendir? Herkes kendisinin cok bildigini saniyor nedendir?
Icime sinmedi, Dünya Tiyatro Günü'nde bu senenin bildirilerini koyup da gecmek...
Tiyatro sanati devletten destek görmüyormus, yeterince iyi dekorlar, kostümler, ses/efekt ve isik düzeni icin, adam gibi prodüksiyonlar icin coook para lazimmis, o da onlarda yokmus...
Yalan, külliyen yalan!
Neden görüntü derdì? Neden cogunca, bir seyin nasil oldugu degil, nasil göründügü önemli?
Bi tarafiniz yemiyorsa benim gibi, yani yari ac yari tok yasama özgürlügünü sececek bir pozisyonda degilseniz, hayatî yasamsal sorumluluklariniz varsa, birakin zaten bu hayalin pesini, gidip tekstil isiyle ugrasin, muhasebeci olun, bankaci olun, pazarlamaci olun, ne bileyim baska bir sey olun iste.
Ama yok, ben tiyatro yapacagim diyorsaniz azla yetinmeyi bilin, bininci kez pisirip seyirci önüne koymayin, lisan ögrenin, dünyanin baska yerlerinde neler yapiliyor bilin, merakli olun...
Cagdas tiyatro yazarlarini taniyin ve onlarin oyunlarini takip edin. Cevirisini yapip dilimize kazandirin, sahneleyin, oynayin... Sokakta, vapurda, otobüste, borcuna kiralanmis kücücük bir sahnede... Oynayin... Yapin bunu. Kalan zamanlarinizda atki mi örüp satarsiniz, garsonluk mu yaparsiniz bilemem. Ama isiniz gücünüz tiyatro olsun...
Bu da benim bu seneki Dünya Tiyatro Günü bildirim olsun...
27 Mart 2008 Perşembe
YASASIN TIYATRO!
resim: http://www.deaf.ie
27 Mart Dünya Tiyatro Günü, tüm tiyatroseverlere ve tiyatroya emekverenlere kutlu olsun!
Ulusal Bildiri
Orhan Alkaya
14 Mart 2008
Bugün 27 Mart 2008, Dünya Tiyatro Günü. Bu kez önünüzde konuşmak görevi ve onuru bana verildi.
Ustam Muhsin Ertuğrul’un yazdığı ilk Ulusal Bildiri’nin otuz yıl sonrasında ve O’nun kurumsallaştırdığı tiyatronun doksan dört yıllık birikimine işçilik ettiğim zamanda.
Türkiye tiyatrosu hayli zamandır bir uzun geçidin tam içerisinde duruyor ve geçidin darlığı hayal gücünü bunaltıyor. Bu geçitten, binlerce yıllık ayrışık kültürel zenginliğimizle süzülmek, Dünya köyüne, kendi oyun oynama birikimimizle akmak üzereyiz.Küçük bir köyde yaşıyoruz, ısınıyor yahut üşüyoruz, mutlaka seviniyor ve üzülüyoruz, farklı dillerde konuşuyoruz ve ötesi, daima hissediyoruz. Köyün bilgeleri ve onların söylenceleri, uzun, durağan hayat önermelerini kışkırtıyor, hepimizi tekçi dayatmalardan koruyup sakınıyor, yaşamak böyle anlam kazanıyor.
Çünkü başlangıçta hayat şekilsizdir.Öyleyse, oyun oynamaktan ne alıkoyabilir bizi? Pek az temel izlek var biliyoruz, ama yaratıcı insan kadar çok hikâye kurma ve anlatma biçimi de var. Tiyatro sanatı hayatı sıkıcı, ısrarcı bir düzenekten koruyup kollarken, yaratıcı insandan beslenir, besleniyor.
Çünkü insan eşsizdir.Olsa olsa henüz köyün sokaklarında saklı kalmış biçimler var ve yasak mahallelere ansızın girmek heyecan vericidir. Yeni biçimlere ihtiyaç duyuyoruz, çünkü tıkanmak ölümdür. Biçim özün ta kendisidir ve en çok biçim yasaklanır bilinebilen zamanda.Aynı anda ileriye ve geriye, yani hayatı anlamlı kılacak kimyaya, yeryüzü yaşayanının şaşırtıcı imgelemiyle gidip gelelim –ki sahici tekliği, bugünde var olan İnsan’ı anlamlı kılabilelim.
Bütün zamanları kapsayan ânda, bugünde!Bugün daima yakıcıdır. İkaros’un kanatları elbette acıyacaktır ama kim güneşe o denli yaklaşmayı tasavvur edebilir ki?
Çünkü ancak, yanmayı göze alan aydınlatabilir.
Tiyatro ümitsizliğin reddidir, çünkü oyun daima başlar. Şimdi ve burada, yeniden, oyun başlamak üzere.Başlayalım öyleyse; hayatın gözden geçirilmiş yeni yorumlarına her zaman ihtiyacımız oldu. Bu ihtiyaç olmasaydı tiyatro ne işe yarardı –ki?
Uluslararasi Bildiri
Yazan : Robert Lepage
Çeviri : Volkan Çağlayan
Dünya Tiyatro Günü Uluslararası BildirisiTiyatronun kökenine dair birçok hipotez vardır ama benim bulduğum, masal formundan alınmış ve en düşünce-kışkırtıcı olanıydı:
Bir gece, şafak vakti, bir grup insan taş ocağında ısınmak ve hikayeler anlatmak için ateşin etrafında toplanmış. Birdenbire, içlerinden birinin aklına bir fikir gelmiş. Ayağa kalkmış ve kendi gölgesini kullanarak bir hikaye canlandırmaya başlamış. Taş ocağının duvarlarında ateşten gelen ışığı kullanarak gerçeğinden daha büyük karakterler yapmış. Şaşkınlıkla bakan diğerleri her yaptığını anlıyorlarmış.
Güçlü ile zayıfı, can sıkıcı ile canı sıkılmışı, Tanrı’yı ve ölümlüyü…
Bugünlerde şenlik ateşinin yerini projektörün ışığı, taş ocağındaki duvarın yerini de tüm mekanizmasıyla birlikte sahne almış durumda. Tüm bu kurallara ve geleneğe dikkatlice uyan titiz insanlar olarak, bu hikaye bize tiyatronun başlangıcındaki teknolojiyi ve onu bir tehdit aracı olarak değil, birleştirici bir unsur olduğunu anlamamız gerektiğini hatırlatıyor.
Tiyatro sanatının hayatta kalması onun kapasitesine, yeni araçlarla ve yeni dillerle kendini sürekli yeniden keşfetmesine bağlıdır. Tiyatro kendi çağının büyük olaylarına tanıklık etmeyi ne şekilde sürdürebilir ve insanlar arasındaki anlayışı ve açıklık ruhunu nasıl yaygınlaştırabilir?
Hoşgörüsüzlük, dışlanma ve her türlü füzyona ve kaynaşmaya direnen ırkçılık sorunlarına karşı, kendi pratiklerinde çözümler önererek nasıl kendini onurlandırabilir? Tüm karmaşıklığıyla birlikte dünyayı anlatmak için sanatçı, yeni biçimler ve fikirler ileri sürmek ve bu kalıcı ışık-gölge oyununda insanlığın siluetini çekip çıkarma yeteneğine haiz olan izleyiciye güvenmek zorundadır.
Ateşle oynadığımız, risk aldığımız doğrudur. Ama aynı zamanda bir şansı da yakalamış oluruz: Yanabiliriz. Ama aynı zamanda şaşırtabilir ve aydınlatabiliriz.
Robert LepageQuebec, Kanada 17 Şubat 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


