sIkILgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sIkILgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2012 Pazar

Kötü Hissetme Mimi

Yine mimlemiş beni deeptone, bi rahat durmuyor :)

Mimin konusu 'kendimizi kötü hissettiğimizde yaptığımız şeyler'.

Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda uyumak iyi gelir, çünkü unutturur ve zamanın geçmesine yardım eder.
Uyanık olduğum zamanlarda kimse umurumda olmaz, kimsenin gönlünü eylemekle uğraşmam. Dünyanın en bencil insanına dönüşebilirim. -malı, -meli'ler hayatımdan çıkar. İş yapmam, toplamam, pişirmem, arayıp sormam, telefonları açmam. Argo tabiriyle "mal'a bağlarım". Evimizde genişçe ve uzunca bir kanepe var, onun üstünde geçiririm zamanı, gündüz programlarını izlerim. Asla yapmayacağım yemeklerin tariflerine, konuk şarkıcıların ve program sunucularının sahtekârlıklarına hayretler içinde bakar dururum. 'Ne hayatlar var' dedirten durumlar bana kendi derdimi unutturabilir ya da ilgimi dağıtabilir. Ha bu arada mevsimlerden kışsa (ki en sevdiğimdir) çıkıp dolaşırım nereye gittiğimi hiç düşünmeden ayaklarım nereye sürüklerse... 

Ben de kabul ederlerse Berceste'yi, Aydan Atlayan Kedi'yi ve Brajeshwari'yi mimledim.

Berceste şöyle, Aydan Atlayan Kedi de şöyle yazdılar:)

10 Mart 2010 Çarşamba

Keko... 8 yaşında. Yerle bir olmuş evinin enkazı üstüne yığılmış, alamıyorlar oradan. Balon uzatıyorlar. Sana şunu alayım mı? ses yok... Sana şunu yapayım mı? Ses yok...
Sonra söküp aldılar onu o enkazdan. Kucaklayıp götürmek istediler oradan. Ağladı ama ne ağlamak... Evime gideceğim diye bağırdı. 'E ama hani oyun oynayacaktık' dedi onu alan abla. 'Evimde oynarım' dedi ağlayarak. Ama evi yok ki...
'Senin evin artık burası' dedi onu alan abla, kesin bir dille 'hayır' dedi bizimki...
Kalbim paramparça oldu. Çok üzüldüm. Çok... Tüm kalbimle acılarını paylaşıyorum ve yaralarını çarçabuk sarsınlar diye dua ediyorum onlar için.

Bizim ülkemiz ne hareketli, ne çok şey olan bir ülke. Hani gündelik haberlere, gelişmelere göre blog yazacak olsak, parmaklarımızın durmaksızın çalışması gerekecek gibi...

Kendimi örgüye nakışa verdim bu ara, çok daha huzurlu... Akşamları mumları tütsüleri yakıp oturuyorum işlerimin başına. Tıngır mıngır bir müzik ya da tv oluyor fonda. Şu yetti dedirten depresif havaların artık bitmesini, güneşin açmasını sabırsızlıkla bekliyorum. 100 litre toprak, tohumlar, fideler ekilmeyi, dikilmeyi bekliyorlar. Terasımız ilgi bekliyor bizden. Ben temizliyorum, çamurlu yağmur yağıyor, ben temizliyorum çamurlu yağmur yağıyor. Puf! Havalar değişse de benim de havam değişse... Pilates yapıyorum haftada 3 gün. Bakıyorum kendime de elim ayağım hiç boş durmuyor. Bir acele bir telaş, zaman kaçıyor gibi sanki, her şeyi birden yapmaya çalışıyorum. Ben yazı özledim. Hı-hı evet, özlemişim.

16 Ağustos 2009 Pazar

Gerek mi var/Delirdim işte...*

Geçtiğimiz Aralık ayına kadar, pazarları bir başka olurdu. Klasiktir ama kızarmış ekmek ve kahve kokusuyla başlardı gün. Bu güzel kokulara kocamın jazz'lamaları eşlik ederdi. Sofrayı ben kurarsam o kaldırır, o kurarsa ben kaldırırdım. Bulaşık kapanın elinde kalırdı :) Yat yuvarlan, tavla oyna, müzik dinle, canın ne isterse onu yap. Ne güzeldi...

Bir ülkeden bir ülkeye taşınmak öyle çok kolay değil tabi.

Bir kere iki koca insan var ortada, işi gücü olması gereken. Zaman kriz zamanı iken, iş bulmak hiç kolay değilken... 8 ay geçti böyle. Ama en başında bi şarkı takılmıştı ayağımıza Nazan'dan. 'Bize bir şey olmaaz, bişeycik olmaaz, bunu unut bi keree!' Olmadı da. Şimdi son 3 hafta sonu kaldı böyle. Sıkıcı :)

Sıkıştırılmış zip dosyası bir koca sepet ütü var, yani o sepetten 3 sepet çıkar. Gece Kim Ki-Duk'dan Rüya'yı, sabah da Meryl Streep'li, Philip Seymour Hoffman'lı Şüphe'yi izledim. Keşke tersine sırayla izleseymişim, ağzımda daha güzel bir tat kalırmış. Karar verdim Kim Ki-Duk filmlerini seviyorum.

Bi gariplik var üzerimde bu aralar, boşlukta gibiyim. Hiçbir şey gelmiyor aklıma. Kötü değil ama güzel bir boşluk. Pozitif boşluk... ne demekse... Sersemledim.

*Garaj'ın çiçeği burnunda albümü 'Tepeden Tırnağa/ 'Sakinim' şarkısından bir satır

12 Mayıs 2009 Salı

Yaz geldi!

Fırıl taze semizotu dolu öğle yemeği kutumu kemirmeye başladı şu anda! İki sabahtır saat 6 buçuk olmadan uyanıveriyorum, keşke hep böyle olsa. Panik halinde değil de, sallana sallana hazırlanabilsem evden çıkmak için:) Farımı furumu sürüp. Yanıma o gün için kemirecek bir şeyler alabilip...

Hahaha yazarken bir boşvermek kelimesi geçti aklımdan, dur dedim bir şarkı bulayım şöyle içinde boşvermek geçen... Güne amaan diyerek başlayayım bugün ben, ama bulduğum tüm boşvermeli şarkılar erkeklerden boşvermek üzerine çıktı :))) Vazgeçtim!
Eh ben de insanım, her ne kadar ailenin soytarısı ünvanımı kimseye kaptırmadımsa da araya giren zamanda ucunu bıraktığım, puff dediğim ve yığılıp kaldığım günler oldu (en sonuncusu dün oldu galiba hahaha :) ama güç toplamam lazım yeniden, olmalı, olacak, istiyorum! Kal gelmesin, yaz gelsin!Yazayım gitsin... Yaz geçer dedi ya hani Murathan, yazayım geçsin.

5 Kasım 2008 Çarşamba

Acaba gazetelerde daha az tecavüz, daha az psikopat cinayet, daha az trafik kazası, terör saldırısı, aile içi şiddet, taciz ve din istismarı haberleri okuyacağım günler gelecek mi?

Bu savci 'kimin savcisi' demeyeceğim günler, işkencecilerin, hortumcuların elini kolunu sallayarak dolaşamadığı günler, siyasetçilerin temiz olduğu günler, adam gibi adamların siyasete girdiği günler yakın mı?
-mış gibi yapmayanların yaşadığı bir ülke; yazarlarından, akademisyenlerine, sanatçılarından, gazetecilerine, öğrencilerinden, ev kadınlarına sahici, bilgi sahibi, dünya insanı, düşünüp sorgulayan, araştıran, okuyan, vizyonu geniş birilerinin olması mümkün mü?

Irkçılık'ın tanımını yapın bana... Yapın hadi. Sadece beyazın zenciden hoşlanmaması mıdır ırkçılık??? Ya faşizm? Aramızda değiller mi bunlar, gölge gibi ofislerimizde, okullarımızda, evlerimizde her yerde değiller mi bunlar? Mümkün mü bu kavramları hayatlarımızdan tamamen çıkarmak?

'Mümkün değil!' diyerek kapıları kapatmadığımız, eleştirdiğimiz, ama eleştirmeden önce de azıcık düşündügümüz zaman mümkün... Şunu unutmamalı; her şey mümkün...

O kadar hızlı yayılıyor ki tepki. O kadar çabuk birleşiyor ki insanlar...
Bir gecede (28 Ekim gecesi) turkcell günah keçisi ilan edildi ve anında 'turkcell hatlarımızı iptal edelim' emailleri ışık hızıyla yayıldı. Bir gecede!
Ertesi gün (bir gün içinde) daha sabah gazetelerini açma vakti ancak gelmişken ortalık bu sefer Can Dündar'in gerçek niyeti hakkında yüzlerce yazıyla çalkalanmaya başlamıştı. Hangi siteyi veya gazeteyi açsak, benzeri yorumlar ve onların karşısında az miktarda da olsa hala iyi niyetli olmaya çalışan ve sırf 'kemalist' damgası yememek için yapılan belgeseli iyi taraflarıyla yorumlamaya çalışanlar vardı... Can Dündar sarı zeybek belgeseli ile öylesine büyük bir krediye sahip olmuştu ki türk halkının gözünde, bazıları için bunu yıkmak kolay değildi elbet.

Bazıları da Can Dündar'ın yaptığı işi olumsuz eleştirenlere 'Atatürk'ü putlaştırıyorsunuz, onun da bir insan, onun da bir erkek olduğunu görmek istemiyorsunuz, ne güzel işte Can Dündar 'insan mustafa'yı gözler önüne seriyor' gibi çok yüzeylerde yüzen karşılıklar veriyordu ya da yüzeylerde yüzmeyen-miş gibi yaparak bu isyana 'hastalıklı kemalist savrulmalar'/patolojik durum/atatürk sizin bu yaptıgınızı görse ağzınıza ....dı gibi' yorumlar getiriyor.
Aptal mıyız?! Bilmiyor muyuz ki Atatürk de bir erkek, onun de bilmemnesi var, o da herkes kadar raki içer, keyfi sefayı sever, her erkek kadar kadınları sever, burnunu karıştırır, gaz çıkarır, her neyse... Bize ne?!
Bizi ilgilendiren yönleri/huyları bunlar değil ki... Bu kadar mı televole kültürünün dibine vurulur bu kadar mı magazin olunur!!
Görülsün istiyorum artık bazı şeylerin maksatlı yapıldığı... Bazı şeylerin 'tam da zamanında' fitili ateşlemek maksadıyla yapıldığını. Tesadüf mü? Hayır... Hiçbir şey tesadüf değil... Can Dündar içli köftesi masum değil, kanmiyorum onun o titrek sesine, ağlak bakışlarına...

Ama tepkilerin dozunu da kaçırmamak gerek diye düşünüyorum her zamanki gibi. Çünkü belki de tam da oluşan bu ortamdi birilerinin istedikleri... Konuştura konuştura içinin boşalacağı beklentisi...
Herkes bu tepkilerle gösterdi ki; öyle artık önümüze dayanan her şeyi doğru kabul etmiyoruz, yapan o dündarmış bu birandmış farketmez, yemezler... Düşünüp, sorguluyoruz.
Söz konusu Atatürk olduğunda herkes 5 düşünüp 1 konuşsun diyorum te o ka!...

Yahu ben bu sayfayı actığımda okuduğum kitaplardan ve kargalardan bahsedecektim, noldu?!

7 Ekim 2008 Salı

tuti-i mucize guyem ne desem laf değil...


tuti-i mu’cize-guyem ne desem laf değil

çerh ile söyleşemem ayinesi saf değil
mucizeler söyleyen bir papağanım, ne desem laf değil
dünya ile söyleşemem, aynası saf değil


ah ehl-i dildir diyemem sinesi saf olmayana

ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil

ehl-i dildir (Gönül ehli. Mâneviyata çok kıymet veren, kalben Cenab-ı Hakk'a çok yakınlık hissedip çok hikmetlerden anlayan zât)diyemem kalbi temiz olmayana
ehl-i dil birbirini bilmemek insaf degil

yine endişe bilür kadr-i dür-i güfarım

rüzgar ise deni dehr ise sarraf değil



girdi miftah-i der-igenc-i maani elime

aleme bezl-i güher eylesem itlaf değil



levh-i mahfuz-i sühandir dil-i pak-i nef’i

tab’-i yaran gibi dükkançe-i sahhaf değil



beli yarim beli dost beli mirim beli dost beli ömrüm beli dost...



güfte: Nef'i Ömer Efendi

beste: Buhurizade Mustafa Itrî


şurada Osmanlıca-Türkce bir sözlük var merakı olan devamını da anlamaya çalısabilir. Ben yine üşendim...

Uyandığımdan beri aklımda bu... Döne döne bu gazel'i dinliyorum bugün... Bülent Ersoy'dan, Zeki Müren'den, Zekai Tunca'dan, Barış Manço'dan, Eliz Avaroğlu'ndan... Dinliyorum da dinliyorum...

Neden yazmıyorum, yazamıyorum? Neden tatil fotoğraflarımızın içinde kaybolup kendimizi çok açık etmeyecek birkaç taneyi burada paylaşmıyorum? Neden neşeyle ya da hüzünle yaptıklarımı, İstanbul'da yaşadıklarımı anlatmıyorum? Neden elim gitmiyor hiçbir şeye? Neden?
Bekliyorum birileri tercüman olsun hislerime diye, yine tembelim...
Ve bu gazel
Ve Ayca'nin bugünkü köse yazısı gelsin, belki sonra dökülürüm.

Belki sonra Pippa Bacca'nin ailesinin, kizlarına tecavüz eden ve öldüren adam hakkında acımasız konuştuklarını düşündükleri icin cani'nin ailesinden özür dilemek niyetinde olmalarınin altındaki o derin insaniyeti anlamaya çalışabilirim...

Belki bir ara kabul etmek istemesek de 'neredeyse' hepimizin gizli faşist ruhlu yaratıklar olduğunu herkese kabul ettirecek argümanlar bulup önümüze koyabilirim.
Koşulsuz sevgi denen (eskiden saçma bulduğum ama şimdi değerini ve derinliğini anladığım) şeyin ne kadar önemli oldugunu anlatmaya çalışabilir, 'barış' kelimesinin içini boşaltmayın ne olur diye yalvarabilirim herkese.
Dünyada, evrende, bizim gibi olan, olmayan, herkese, her şeye kapımızı açabildiğimiz, anlamak istedigimiz, anlayabildiğimiz kadar yaklaşıyoruz aslında 'insan' olmaya ve bir kalp taşıyor olmaya layık oluyoruz. Hislerimiz bir tek şeye karşı bile (ne olduğu hic önemli değil) 'nefret ve kin' içeriyorsa daha hiç yol katetmemişiz demektir...

2 Ekim 2008 Perşembe

2 Ekim Itibariyle

Pazartesi akşamından bu yana toparlanmak adına tek yaptığım şey valizleri boşaltıp yerleştirmek, kirlileri kirliye atmak oldu. Hani yapacak çok şey olur da neresinden başlasam diye diye hiç başlayamazsınız ya, aynen öyle.

Çamaşır yıkamayı erteledim de erteledim, yazlık-kışlık ayırma işini erteledim de erteledim, adamakıllı alışveriş yapmayı da aynen böyle :)))

Tarcinli çayım bitmiş, dün onu almaya çıkayım dedim, çıkmışken bir iki eksik daha aldım ve sonra eve kendimi nasıl atacağımı şaşırdım. Dolaşmak istemedi canım.

Hesapta hafta sonuna kadar işleri bitirip hemen ertesinde sabah koşularıma, eve dönünce çektiğim mekiklere salacaktım kendimi. Nerdeee :))
İçimden bir ses, hiçbir halt yapmıyorsun bari al fotoğraf makineni de kendini sokağa atıp biraz sonbaharlan diyor ama yine nerdeee?!:)))
Bir de zayıf anımı kollayan ve bulduğu an saldırmış olan bir boğaz gıcıklanması durumu vardı ki hala geçmiş değil. Neyse ki burun tıkanıklığım yerini, akmaya bıraktı da o taraftan biraz rahatladim.

Bu olanlara hemen bir 'mazeretim vaaaar, depresifim ben' şarkısı ithaf edebilirim.

Bilerek ve isteyerek erteledim işte işleri, nasıl olsa tepeme binen yok, bütün dağınıklık dolapların içinde saklı durduğu için gözümü rahatsız eden detay da yok, hala giyecek temiz çamaşırlarımız olduğu için yıkanmamış çamaşırların eksikliğini de bugüne kadar çekmedik... Nasılım ama niihihahahaha :)))

Ne mi yaptım? Oturdum sevdiğim blogları okudum, iyi de geldi valla. Gazete okudum (özlemişim) Müzik dinledim, çay içtim durdum, pek yemek yemedim. Bu arada artik bana bulgur ve mercimek de yaramamaya başladı böyle giderse yakında yiyebileceğim hiçbir şey kalmayacak ortalıkta, ben sağ onlar selamet!
Direniyorumm amaaa! Biraz ağrılı sancılı olsa da...

Haa yapılacak işler arasında bir de tatil fotoğraflarının tasnif edilmesi, bazılarının facebook'a yüklenmesi de var tabi.
Buraya yazacağım tatil anlatısını da hala erteliyorum gördüğünüz gibi. Bakalım yeni hafta nelere gebe :))

Yarın Almanya'da tatil. 3 Ekim doğu ve batı almanya'nın birleştiği gün ve resmi tatil oluyor. Aman efendim ne güzel, ne hoş... 3 gün, ohh oohh! Doymadım doyamadım :)
Berlin'e mi gitsek ne yapsak? Oktoberfest'i kaçırdık mı acaba, kitap fuarı da vardı Frankfurt'da 15'inden sonra, ne yapsak? Düşünelim düşünelim düşünelimmm...


6 Ağustos 2008 Çarşamba

Türkiye'de youtube.com'dan sonra dailymotion.com'da yasaklı siteler arasına girmiş! Siteye giriş mahkeme kararıyla engellenmiş.
Ağızlar torba değil ki büzesin lafını duymamış bunu yapanlar sanırım. Ağzı olan konuşur, konuşmalı da susturamazsınız...
Bu siteler sadece argoda 'geyik' olarak tabir edilebilecek bir kullanıma hizmet etmiyor ki... Dünyanın hemen hemen her yerinden, her türlü bilgiye ulaşılabilen bir platform aynı zamanda. İnsanların haber alma, öğrenme hakkına da vurulan bir gem bu, yazıklar olsun bunu düşünemeyen küçük beyinlilere...
Bu gerilik/gericilik yeter artık!

moutube ya da mailymotion gibi yeni siteler açılacak bunlara inat, ya da erişimin problem olmadığı yollar denenmeye devam edilecek. Kurunun yanında yaşı da yakmamayı öğrenecekler, öğrenmeliler...

10 Temmuz 2008 Perşembe

Akşam oldu hüzünlendim ben yine
Hasret kaldım gözlerinin rengine
Gel mehtabım gel sevgilim gel yine
Hasret kaldım gözlerinin rengine...

ve

her mevsim içimden gelip geçersin
sen vefasız yolcu kalbim viran edersin
merhaba demeden, elveda dersin
sen vefasız yolcu kalbim viran edersin

gibi eserlerin bestekâri Semahat Özdenses vefat etmis de topraga verilmis bile... gec ögrendim... Topragi bol olsun, yerinde rahat uyusun... Video klip sitelerinde bu eserleri babamdan daha iyi seslendiren birine rastlamadim bu nedenle link de vermek istemedim.


***

Diger yandan son günlerde ülkemde yasanan olumsuzluklar, ceteler, felaket senaryolari, korku ve panik havasi, belirsizlikler yetmezmis gibi bugun aldigim deprem haberi ve onun yarattigi korku... Ne sIkIcI günler... Ne yazsin blogger? Ne söylesin? Her sey bos su aralar... Ya da korkunc bir tesadüf eseri tüm bu olanlarla birlikte aile ve dostlar özlendi, tatil yaklasti ya günler gecmiyor durumu yasaniyor. Kim bilir?... Belki hepsi... Ya da hicbiri... (ayri mi yazilir acaba bu?)
Serilip kitap oku, köse oku, ayaklarin yarilircasina yürü Demet!

***

Su Hülya Avsar konusmasin artik lütfen, acmasin agzini ya!
Vintage Biscuit hay agzina saglik!

***

Beni klasik türk musikisi eserleriyle bas basa birakin allasen! Nerde benim Halide Edip Adivar'im 'Handan'im?!

30 Haziran 2008 Pazartesi

''Insanlarin ömürlerinin en güzel yillarini, en degersiz mevsiminde mechul bir rahatliga kavusmak ugruna para kazanmak icin bu sekilde harcamasi,''....
Henry David Thoreau

herkes devamini kendi yazsin...

tanrim sen aklima sahip ol!..

16 Mayıs 2008 Cuma

Dün geldim, hava ne gec karariyormus burada! :) Ucakta geliyor oldugum andan beri (ki o anlarda bana kücük bir sise yakut eslik ediyordu- thy'nin kendini bilmez hosteslerine katlanabilmenin bir yolu da oydu belki...) aklim neler yazacagimla mesgul. Ne siraya sokabiliyorum, ne de sayabiliyorum. Ama bir türlü oturup baslayamiyorum. Sart mi memleketten aile ve nikah anilari anlatmak? Hayir...
Ama deli gibi yazmak istiyorum... Deli gibi anlatmak... Ilgili, ilgisiz herseyi... Kendimi kaybedecegimden, saatlerce yazacagimdan korkuyorum. Ilginc bir ruh hali. Geldigim/izden beri... Alismaya calisiyorum :)
Taksilerde sikca kulagima calinan bir müzige denk geldim de islandi yanaklarim aksamüstü...

Kurs saatlerimi doldurmusum. Esimin Istanbul'a benden birkac gün sonraki gelisinde verdigi haber. Yoklugumda yapilan yazismalar ve konusmalar sonucu netlik kazanmis ki 600 saati bitirmisim. Yanlis bilmiyorsam sonrasinda verilen belgeye Zertifikat Deutsch denen bir sinav var, bu kisi almancayi ögrendi biraz anlamina gelen, ona girecegim 6 Haziran'da. Öncesinde de Orientierungskurs dedikleri 2 haftalik bir kurs daha alacagim. Iste nufus kac, yüzölcümü ne, ülkenin yönetim bicimi, eyaletleri, dini, vs... Yani Istanbul'dan Hamburg sehrine dönüsüm yeni bir döneme de gebe sanirim. Bakalim ne olacak, buralarda bir is ihtimali dogacak mi benim icin? Ya da farkli ihtimaller belki... Kim bilebilirrr? :)

Hic bunlari da düsünecek halet-i ruhiye'de degilim aslinda simdi.

Pufff, sabah bazi testlerim var, 12 saat öncesinden yemek, icmek yasak, sabah kalkinca dis bile fircalanmayacak. Agzim kurudu yahu... Uykum da gelmedi bir türlü.

Ayagim fena sayilmaz, degnekleri birakmistim biliyorsunuz. Aslinda sargiyi kullanmaya devam etmem gerek ama sIkILIp onu da atiyorum cogu zaman, ve ara sira -aliskanliktan gelen-bazi hareketlerimi kontrol edemeyip kendi canimi yakiyorum. 'Gececek, essek gibi gececek' diyorum, ona inat. Morluklar azalmis olmakla birlikte hala yer yer duruyorlar
Fildir fildir yürüyememek, kosamamak sinirimi bozuyor azicik. Hep otur... hep otur... Kilo almamak icin yaptigim soytariliklari bir görsenizzz :)))

Aman iste, gecer, gececek, doktor üstüne gitmeyin dedi...
Her yer yemyesil burada. Ne cok agac, ne cok cimen... Istanbul'da olmayan da bu iste...
Yarin olsun bakalim bir an önce :)

demet the panik atak

28 Şubat 2008 Perşembe


ben(kendi kendime sayiklama $eklinde): eins, zwei, drei, vier... mmmm, puufff,,, offff,,,!!
hoca -Frau .....??(soyadimi söyler) Alles klar? Was ist passiert?
-Nichts!

Gelmeyin üstüme, kalkar giderim ruh halinde bir frau D. :))
Suratsizligima ali$ik olmayan hoca durmadan yanima gelip yokluyor beni keyfim yerinde mi anliyor muyum diye ama kac yazar? Her seferinde 'Nein, ich habe das nicht verstanden, könnten Sie das noch ein mal erklären?' diyorum. O da bir kez daha anlatiyor, hem de bana özel :)
Ama sonuc: Cik! Yine anlamiyorum.
Cocuklugumda Zeki-Metin hastasiydik. Tüm oyunlarinin audio ve video kasetleri evde bulunurdu, o kadar cok izlerdik, o kadar cok severdik ki, artik replikleri ezberden söyler hale gelmi$tik. Neyse onlarin oyunlarindan birinde vardi, hangisiydi hatirlamiyorum...
'Heeeee!!' diyordu cocuk... ' Yine anlamadim...' benim ki de bu hesap :))

Gicigim. Ama aslinda sadece kendime gicigim. Cünkü gecen hafta bir iki gün kursu ekeyim dedim, bir tam konu bitmis yoklugumda. Hocalar da tabakhaneye icli köfte yetistirmek derdindeler zira ko$turaraktan gidiyorlar bu aralar, konularin zaten yeterince zorla$tigini görmezden gelerek...
Bense hic tekrar yapmadim, bunun yani sira 'derse girmedim kacirdim, bari evde cali$ayim da yetiseyim' de demedim, tembellik ettim.
Yok aslinda tembellik de etmedim, ba$ka $eyler okudum valla, ki$iselimi geli$tirecegim diye, almancamdan oluyordum ama billahi! :)

Sözün özü bugün kursta demoralize oldum ben. Ciki$ta da kendimi ali$veri$ merkezine attim, uff neden böyleyiz :)

Ev ve bahce icin dekorasyon dergisi, lavantali, gül kokulu mumlar, pembe ciceklerle bezeli bir kahve fincani, cingene pembesi bir mumluk, cakralara özel yoga egzersizleri kitabi, baska ne vardi, ha altin rengi bir budha ikonu alindi. Kitapci, H&M', ve incik cincikci... Bu üc magaza kari$ kari$ gezildi bakildi, bundan sonraki olasi moral bozuklugu gününde neler alinabilecegine karar verildi filan... Iyi gelmedi diyemem, geldi. :))

Almancayi halledecegim... :)

21 Şubat 2008 Perşembe

''güzel havalari özledim'' lafi da cikacak miydi bi gün agzimdan :)) amaaan! bodrum'u istiyorum, silivriyi annemin oralari istiyorum, hatta bizim ekiple bi bozcaada istiyorum, hatta oralara gitmi$ken assos filan da yapmak istiyorum, denize girmek istiyorum falan filan istiyorum da istiyorum :))

puffff!!! kirmizi ojeyi seviyorum ama cikarirken heryerimin kipkirmizi olmasina gicik oluyorum!!



ya$asin siyah ojeler! siyah olduguna bakmayin siz, renksiz tirnak cilasindan sonra, en dertsiz cikardigim renk budur :)

17 Şubat 2008 Pazar


biraz geriye dönelim mi? :)

zira son bir haftadir bir garip orhan veli'yim, ne yaptigimi ne yedigimi, ne dedigimi bilmeden... hani derler ya; yuvarlanip gidiyorum... :)
bloga da pek bir $ey yazmiyorum, defterlerime de pek bir $ey yazmiyorum, pek bir $ey okumuyorum, dünyada sadece ben varmi$im, ba$ka da yapilacak ne bir i$ ne de bir görev varmi$ gibi, aman ne bileyim anlatamadim :)

bununla beraber, kötü mü geciyor günlerim?? : asla! :)) ve de kat'a! -:)) bu böyle mi yaziliyordu? :p

kurstan gelip, biraz email okuma ve facebook'a takilma yapiyorum o kadar, bunun di$inda bütün günüm anlayamadigim bir hizla, uyuyarak...


resim: tamara de lempicka

ya da yemek yaparak
ya da yiyerek

geciyor :)

5 kilo aldimmm!!! sigarayi birakinca dengem sapitti. Yine de bu sigarayi birakma i$inden sadece kilo almayla yirtabilmi$ olduguma seviniyorum. neredeyse 2 ay olacak icmeyeli ve ben sanki hic icmemi$im gibi hissediyorum, o kadar iyi, o kadar rahat, o kadar SIKINTISIZIM :))
beni bilen bilir, kilo verme konusunda büyük ba$ari göstermi$ biri olarak, sanirim aldigim bir kac kilonun verdigi manevi yuk ve vicdan azabiyla, artik ba$ edemez durumdayim. Son günlerde motivasyonumu bozan $eyin de bu oldugunu düsünüyorum cünkü;

ben...
amanin itiraf vakti:
2 haftadir spor da yapmiyorum!!!

ama gectigimiz cumartesi günü, bunu kirdim, e$imle ko$umuzu yaptik.

pe$inden de onu, kursa gittigim yol üzerinde bulunan cocuk parkina götürdüm, cünkü oradaki kocaman hamakta gözüm kalmi$ti ve yalniz yürürken atamiyordum kendimi onun üstüne:))
oraya gidince harika oyun ekipmanlarinin kocaman hamaktan ibaret olmadigini anladik, ba$ka neler neler vardi...

kumun icine 5-6 degi$ik noktadan cakilmis, ve göge dogru yakla$ik 10-15 metre uzayan örümcek agi gibi cok kalin kirmizi urgandan yapilmi$ TIRMANMA $EYSI :))
sonracigima, büyüklerin de popolarinin sigabilecegi geni$likte salincak ve kaydiraklar, sonracigima tahterevalli ve bir iki super $eker alet daha... (fotograflarini cekip de koyayim en iyisi, böyle zor oluyor)

o sogukta titreyene kadar oynadik onlarla, bizden ba$ka kimse de yoktu :)) yine eve her zaman ki gibi iki havuc burunla döndük :))

ba$ka $eyler ararken ilginc bir site buldum. zaten adam gibi ne bulursam, ba$ka $eyler ararken bulmu$ oluyorum :)) belki göz atmak istersiniz:

magnet reps // artist representatives


Marguerite Sauvage, Pudeur

Catalina Estrada ve Bella Pilar'in (bir balik burcu kendisi) cali$malarina bakmaya doyamadim...

istanbul'da kar yagiyor ya, cok kiskaniyorum. daha buralar dü$en o bor parcacik kar'in haricinde bir $ey görmedik... bir yandan da artik yagmasa daha hayirli olacak diye dü$ünmeye ba$ladik cünkü bütün agaclar filizlendi, bitkiler cicek acmaya ba$ladi, kar yagarsa hepsine yazik olabilir... aman ya bana ne, yagsin isterse... ben severim, puff sIkIldim bak yine, kapatayim yava$tan.

ben önümüzdeki hafta, daha cok kitap okuyup, daha cok yazip, daha cok ko$up, daha az yiyip, daha az uyuyacagim :))

$imdiden herkese süper bir yeni hafta diliyorum, pazartesiniz cook güzel olsun, amaan sen de demeyin, güzel hissedin, uyaninca güzel bi gün olacak bu gün ve güzel bir hafta olacak bu hafta deyin, öyle olsun :)

14 Ocak 2008 Pazartesi

Bayanlar Baylar Merdivenden Kayanlar!

Ne olucak bu Almanyanin hali bilmem. Hep benim yüzümden, gittigim yere küresel isinma götürüyorum. Gecen sene Aralik ayinin ba$inda Isvec'e gitmi$tim, o yilba$inda orada bir damla kar düsmedi! Ben ya$ta olanlar ilk defa böyle bir durum ya$adilar hayatlarinda.
Benden bildiler vallahi...

Burada deseniz ayni; Ocak ayinin 14'ü geldi, daha bir damla kar dü$medi. Bu i$ nasil olacak yahu?! Kocam, gecen ay bastiran soguklarda 'bunlar daha bi$ey mi? sen önümüzdeki ay gör' dedi ama havalar sosuyacagina isindi! Evet isindi :)) gunduzleri 7-8 dereceye kadar cikiyor, $u anda da saat gece yarisi olmasina ragmen eksinin altinda degil.

Istanbul'dan ayrildim diye Istanbul'un havasi hizla mevsim normallerine döndü, yok yok bende bi$ey var.

Tamam tamam SIKILDIM :))

böööööööö!

12 Ocak 2008 Cumartesi

Ah Yilba$i Agaclari!








Yeni yilin ilk günlerinde, kaldirimlar agac ölüleriyle donandi. Cok icim acidi, bizim kurban bayramini dü$ündüm, cok da büyük bir fark göremedim.
Diger yandan, bu i$te cok ciddi bir sektör söz konusu. Agaclarin her sene yapilan bu ritüele yeti$tirilmesi icin, bu i$ten para kazananlar bir yerlere, en fazla 2-3 sene sonra kesilmek üzere camlar dikiyorlar. Kesilecegini bilerek dikmek, ilginc...
Aklima geldi, söylemek istedim. Bu diyarin her bi$eyini sevecek degilim ya canim ;-)

7 Aralık 2007 Cuma

Neden Acaba?..

Kac gündür düsünüyorum, neden bloga bir $eyler yazmak istemedigimi...
Anneme yazdigim mektubun eksik kaldigini düsünüyorum sonra da... Ve buna bagliyorum, 'yeni' bir konuya gecemememi :)
Oysa üzerinde düsünülmü$ bir mektup degildi o. O anda, aklimdan gecenlerdi, söylemek istediklerimdi. Ve tabi ki bir kac paragrafta bitemezdi...
Ama tam olarak anlatmaya ne benim vaktim, ne de sabrim vardi.

Sonra yine düsündüm. Yarim kalmi$ '$ey'lerin, bizimle nasil ya$adigini, ya da bizi nasil ya$atmadigini düsündüm.

Buralarda bir arkada$ var, zorlamalarimiz sonucu facebook'a üye olan. Ilginc bir söz etti gecenlerde. 'Bu facebook benim hayatimi kurtardi' dedi. Taa üniversite zamanlarindan ya$adigi, bitirdigi, ama üzerine hic konu$amadigi ve hic hesapla$amadigi, 'derin' bir ili$ki...
Duygusal boyutta onun icin 'artik' bir $ey ifade etmese de bu ki$i ve ili$ki, bu yarim kalmi$lik hep onun icinde, onunla ya$ami$, hem de bunca zaman!!!
Diger ki$inin ona kirgin kaldigina, noktanin konamadigina dair bir dü$ünceyle gecmi$ yillar... Ve $imdi facebook sayesinde o kisiyi bulmu$. Eski mevzular hic konu$ulmami$, ve tabi ki hesapla$ilan bir konu da olmami$. Ama, sorulan bir hatir, arada gecen zamanda neler yaptiklari, simdi nerelerde ve ne yapiyor olduklari gibi bilgilerin verilmesinden sonra, sahip olunan cocuklarin fotograflarinin yollanmasi, vs...
Ve sonunda ortaligin aslinda 'süt liman' olduguna dair kendiliginden gelen bilgi... Bu ileti$im, gecmi$i de$meden, ve fakat $imdiyi konu$arak gercekle$mi$.
$imdi ikisinin de ici rahat, yarim kalmi$ bir durum, alinacak 'helallik' yok artik. Icler rahat, ve sair sonuclar...

Insanin algilarinin acik olmasi; cevresindeki gelismelere, cevresindeki insanlarin hayatlarina ve ya$adiklarina gözünün, kulaklarinin kapali olmamasi 'hayati biraz daha anlama' i$ine de yariyor.

Ben $imdi burada, oya gibi i$lemeye cali$tigim ya$antimda; ''bir gün Türkiye'ye/Istanbul'a dönecegim'' dü$üncesini hep kafamin kenarinda bir yerde tutarak, kendime de, ya$antima da haksizlik ettigimi anladim.

Bir $eyler yapmak istedigimde; nasil yapacagimdan önce, ''ne de olsa bir süre sonra, Istanbul'a dönecegiz, bu durumda acaba bo$una bu i$e giri$mesem mi?'' ya da '' giri$tigime deger mi'' diye kendime sormaktan sIkILdIm. Bir önceki yazimda ekledigim konu$mada adam $una benzer $eyler söylemi$ti: 'Noktalari, $imdi birle$tirmeye cali$mayin, bunu yapamazsiniz, sadece ileride bir yerde birle$eceklerine inanin'

Bunu yapmaya karar verdim.
Gecmi$le sirtlayarak ya$anmiyor, gelecekle de ya$anmamali. O zaman yapilanin, 'gelecekte cennet ya da cehennem var, ben o zaman oraya cali$ayim' demekten farki kalmiyor. Sahte, oturaksiz, dayanaksiz ve ödünc bir ya$am oluyor ya$anan. Ya$ayan ben degil, benden bagimsiz 'ya$amim' oluyor o zaman.
Olmaz... Böyle olmaz ayol! :)

$imdi buradayim, buraliyim. Bir sonraki sürecte, nerede olacaksam, oradayim, oraliyim, bu kadar...

:)

23 Kasım 2007 Cuma





Körü körüne saplanip kalinan tek tip ya$amlardan ho$lanmiyorum. Tek tip ev dekorasyonundan, kiyafetlerden, makyajdan, sactan...

sIkIlmak istemiyorum hic, belki ondandir. örtülerim hint i$i, cay takimlarim porselen, giysilerim vintage, makyajim $uh olabilir. Ama kedili kahve fincanlarim, örgü berelerim, gümü$ kutularim, aynalarim , renkli-kokulu mumlarim da olabilir ve nazan öncel dinleyebilirim.

gözünü sevdigim sigara sen olmasan iyi olurdu :)





kücük ve güzel $eylere icelim :)


18 Kasım 2007 Pazar

Baslayalim simdi, benim bu 'SIKILMA' problemimimle ilgili, aksatmadan yapmam gereken, hep yeni versiyonunu üretmem gereken $eylere:

yeni $eyler ögrenmem gerek.

yeni kitaplar okumam gerek. roman okuma tutkumdan kendimi biraz siyirip, hikâye, deneme de okumam gerek.

Cok sevdigim simsiyah saclarimi yeniden boyamam gereken zamanlarda, ustune baska hic bir rengi kabul etmeyecegini bile bile arada kestane ya da kizil baska renkte boyalar sürmem gerek.

sacimin seklini, kisa oldugundan dolayi hareket alanim kisitli olsa da degistirmem gerek.

yeni internet siteleri ke$fetmem gerek, her gün ilgiyle 'ne napmis/ne yazmi$ acaba' diyecegim yeni bloglar bulmam gerek.

bu bir sac banti ya da bir toka ya da bir oje bile olsa, 'degisik bir renktir, beni degistirir' diye kendime yeni bir$eyler almam gerek.

her yemegi her seferinde daha degi$ik baharatlarla ve daha degisik pi$irme teknikleriyle, daha degisik yapmam gerek...

evimdeki e$yalarin yerlerini arada bir degistirmem gerek. (gerci bu tam masa ve sehpa ayaklarinin yerlerine ali$mi$ken yeniden yeni yerlerinde her birine itinayla carpip gecmeme ve boylece ayak ya da bacaklarimda ce$itli morluklarla yasamama sebep olsa da)

her gün gittigim yolda, 'acaba $u yolu takip etsem yeni neler görebilirim' diye arada sirada da olsa rotayi degi$tirmem gerek.

Her sabah yapmayi ali$kanlik haline getirdigim sporu '' ya bir gun gelir de her gün yapamayacak olursam ve bedenimi her gün spora ali$tirdim diye küstürürsem ve kilo alirsam???" dü$üncesiyle arada sektirmem gerek.

Bir türe saplanip kalmak yerine, eger ben kendini ifade edebilen ve yaratici bir insan isem, her türde bir$eyler karalayabilmem gerek.

evrenin sinirlari hala cözülememi$ büyüklügüne, insanlik tarihine baktigim zaman, benim ömrüm ne kadar az... her günü dolu dolu ve yeni yeni gecirmem gerek. Belki bu yüzden canim tez, elim cabuk. Her i$i arkamdan ko$turan varmi$ gibi yapiyorum :)
Kâh bir coklarinin sacma buldugu facebook'dan arkadaslarima kahve ismarlarim, kâh bloguma yazarim... kitap okurum, yazarim, tavla oynarim, film izlerim, yürürüm, dü$ünürüm, degi$irim, degi$tiririm, tadina bakmadigim caylar denerim, yaparim bi$eyler iste...

bir gün yeniden cali$maya da ba$lasam, buradaki yeni ya$antimda, Hamburg'da kurdugum bu düzeni bozdurmam kendime. Gec yatar erken kalkarim yine de 'anlamsiz gecti günüm' demem kendime.

kimseye kizmam artik, kimseye küsmem de. elimden geleni yapar, gerisini ona birakirim. igneyi ba$kasina, cuvaldizi kendime batiririm.

30 ya$ ilginc... O kadar cok $ey düsünüyorum ki... Belki bu yazdiklarim beynimin aki$ina yetisemiyor, olsun...


saat 17:17 sevdigim beni dü$ünüyor...