Sofrayi hazirlarken hic üsenmiyorum elime makasi alip yemek pecetelerini ikiye bölüyorum... Böylelikle carsaf büyüklügündeki bir pecete 2,5-3 santimlik bir agiz icin heba olmuyor ve iki kisinin isini görüyor...
Soganlari (ve dahi her seyi) elimle dogruyorum, dograrken aglamak mesele degil. Hatta söyle ilginc seyler yasamama sebep oluyor zaman zaman. (bazen kendimi babam ve oglumda Sadik'in oglu rolündeki ufaklik gibi hissediyorum) Kapinin önünde dörtlülerini yakmis bir polis arabasi görüyorum tam o anda, gözlerim aglamaktan kan canagi gibi olmus iken... Ve kesme tahtasi üstündeki soganlari bir türlü tencereye dökmeye cesaret edemiyorum polis arabasi gidene kadar... Polisler kapiyi calip da bir sey sormak isterler sonra beni öyle görüp ne oldu derler de derdimi anlatamam diye... offf!
Limonlugum var minicik hic yer kaplamayan kaselerin icine bile atilabilecek kadar kücük, limonlari da elimle sIkIyorum.
Blender'im yok, tel süzgecim var. Süzme mercimek corbasi ya da benzeri seyleri tahta kasik yardimiyla koluma kuvvet hazirliyorum, pek de güzel oluyorlar. Patatesi de elime catali alip öyle püre yapiyorum. Cok daha pufidik oluyor.
Kalori yakmak icin ille de yürümek kosmak sart degil hem daha az esyali bir mutfaginiz olsun, hem siz daha cok hareket edin... En güzeli!
05 Temmuz 2008 Cumartesi
04 Nisan 2008 Cuma
13 Kasim günü saat 09:50'de, üzerine bir yazi yazmak üzere, yukaridaki sözü taslak olarak kaydetmisim ve sonra ben bile unutmusum. Az önce tesasüfen gördüm.
Demek ki bu yazinin zamani simdi idi. Cünkü benim icin, bu yazinin icini dolduracak araclar son zamanlarda olustu.
Yine bir zamanlar... (böyle demeye alistim bazi konularda... Insanin yasadigi sehir, cevre, onu kusatanlar davranis bicimlerini nasil da etkiliyormus-burada kendimle kaldikca, zaman gectikce daha da iyi anliyorum.) When I was in Istanbul... :)
Cok uzattim parantez icini, ne diyordum? Bir zamanlar... Kücük yalanlar söylemekten hic cekinmiyordum, pembe diyor bazilari di mi? Pembe yalanlar...
Bence pembe yalan diye bir sey yok...
Ancak hayat/ölüm söz konusu ise yalan söylemek tolere edilebilir bir de saniyorum hastalik/saglik mevzuunda. (belki)
Ama ben böyle yapmiyordum tabi ki. Cevremdekilerin cogu 'hayir' kelimesini duymaya tahammüllü degillerdi. Hayir kelimesini duyduklari zaman kurcalamayi cok seviyorlardi:
'Neden hayir?' 'Istemiyor muyum?' 'Özel bir sIkIntIm mI var?' 'Söylemek istemedigim bir sebebi mi var?' ya da 'lütfeenn, ama olmaz, hadiii!' gibi tepkileri ve israrlari cok duymustum.
Aslinda zaman zaman duruma elestirel bir gözle bakabiliyor, mecbur kaldigim icin sIkIntI duyuyor ve fakat karsit bir davranis biciminde bulunamamaya devam ediyordum.
Söyledigim yalanlar su sekilde olabiliyordu:
'aa cumartesi günü mü? benim x'e sözüm var'
'su isi yetistiremedim cunku basima soyle bir durum geldi'
ya da unutulmamasi gereken bir seyi unuttuysam, unutmus olmamin hafifletici sebeplerini yarativeriyordum hemen.
'sac modelini begenip begenmedigimi soran birine cok cok yakinim degilse, tabi ki 'cok begendim' diyordum.
Yeter ki karsimdaki üzülmesindi. Yeter ki, kimse bana darilmasin, gücenmesindi ...
Ama insan sadelestikce, hayatin anlamini yüzeyde degil, derinlerde arayinca, üzerine agirlik olan bazi huylarindan ya da poposuna bagli gezdigi ucuna tenekeler takilmis iplerden kurtulmak istiyor. Hafiflemek istiyor, icini bosaltmak istiyor biraz...
Bu konuda bir iki kez utanmis olmam, kendimi cimdiklememe yetti. Benzeri durumlar icin cin cücügü aklimla aninda uydurdugum her bahaneye (örnekse evde kalmak istedigimiz bir günde arkadaslarimizdan disarisi icin davet almak) esim ''ne gerek var canim cananim, icimizden gelmiyor deriz olur biter'' dedi.
Ben de bir karar verdim (bir süredir uygulamaya baslamis oldugum): Ne olursa olsun ucunda, kimseye yalan söylememek. Ister pembe olsun, ister kücücük minicik olsun söylememek...
Canim disari cikmak istemiyorsa, istemiyorum demek, ya da her neyse acik acik söylemek. Israr ya da kurcalama isine girisenlere de yine bir o kadar acik cevap vermek... Belki ben üzülecegim biraz bunun sonucunda, belki de biraz cevremdekiler... Ama icim rahat olacak :)
Insanim ben... Hatalarla, sacmaliklarla dolu... Ve büyüyorum, ve kendimi yeniliyorum, ve hatalarimi farkedip onlari tekrarlamamayi deniyorum...
Bir fazlaligimdan arindim dün, kendimi hafiflemis hissediyorum.
Hatirladigim kadariyla interneti 2000 ya da 2001 yilinda kullanmaya basladim. Msn Messenger kullanmaya baslamam da ayni zamanlara denk geliyor. Hic bir zaman gün boyu önümde acik tutup sohbet etmedim ama sürekli yeni arkadaslarimi eklemeye devam ettim. Ilerleyen yillarda zaman zaman acik tutuyor, özellikle calistigim zamanlarda 'mesgul' konumunda tutuyordum.Birine acil ulasmam gerekirse o araci kullaniyordum.
2005 Mayis ayina kadar yaklasik 2 yillik bir sürecte, Msn Messenger'in uzagimdaki birini bana yakin kilan bir özelligi oldu, sanirim en cok o dönem acik tuttum. Hilal Lüle ile Trabzon-Istanbul hattinda sevgi dolu bir arkadaslik...
Fakat O'nu kaybettikten sonra tekrar önemini ve özelligini yitirdi durum.
Bir süredir bu düsünceyle bogusup duruyordum. Sonucta bilgisayarin basinda oturdugum zamanlar ya bir seyler okumak/arastirmak icin, ya da blog yazmak icin oluyor. E ben böyle bir isle ugrasirken zaten kimseyle sohbet etme halinde olmuyordum.
Kisacasi uzun bir süredir acmiyor, kullanmiyor, ve listemdeki arkadaslarima karsi sucluluk hissediyordum.
Dün tüm arkadaslarima ortak bir e-posta yazarak artik msn messenger kullanmayacagimi bildirdim.
Hatir sormanin ve iletisim kurmanin tek yolu degil ne de olsa... Kaldi ki, messenger'ini sürekli acik tutanlarin listesindekilerin coguna bir merhaba bile demedigini gözlemlemisken... :)
Abartmiyorum inanin, bir yük kalkti ki üstümden anlatamam :) ohh ya!
22 Kasım 2007 Perşembe
sadede gelmek lazim
Oldum olasi cok e$yali evlere sinir oldum. Yahu ben evin ve e$yalarin sahibiyim, onlar benim degil...
Ki$isel e$yalarin en gerekli olanlara indirgenmesi bir ba$langic olabilir. Daha önceki yazilarimda anlattigim kremler, makyaj ve bakim malzemeleri, takilardan ba$lanabilir.Kocamizin, sevgilimizin ya da evi payla$tigimiz her kimse onun da bunu yapmasi saglanirsa, iyi olur valla :)
Sonra kiyafetlere el atilabilir.
Öncelikle uzun zamandir el surulmeyenler atilmalidir, uzun zamandir giyilmedigine gore artik bizim icin modasi gecmi$tir, artik yaki$mamaktadir, ya da ba$ka bir kiyafetimizle uyduramiyoruzdur.
Eskimi$ kiyafetlerle duygusal baglarimizi koparalim.
Yakalari bozulmus gomlekleri atalim, ''birkac dugmesi koptu ama bir zaman diker de giyerim'' demeyelim, o dügmeler asla dikilmeyecektir.
Bunlarla beraber eskimi$ coraplar ve ic camasirlari da derhal atilmalidir.
Kücük deyip gecmeyin her evde ce$itli yerlere serpi$tirilmis 100 tane tükenmez kalem vardir. gaza gelip yenilerini almayalim, olanlari sikiysa tüketelim ;)
Mektuplar,faturalar, saklanmasi gereken resmi evraklar icin guzel klasorler öneririm. Kapaklarina da icinde ne oldugu yazilir. Böylece bu coplukler hem guvenli ve arandiginda kolay bulunabilecek bir yerde olurlar hem de en fazla 1 kitap rafi yer tutarlar.
Bir eve 2 masa örtüsü yeter diyorum, biri yikanirken digeri örtülüverir.
Nevresim takimi hadi 3 olsun :)
Buzdolabi... Her evin kanayan yarasi. O da gardroplar gibi ne kadar buyuk olsa da yetmez. Ama yine de icinde bazi yiyecek ya da icecekler gümbürtüye gider.
Buzdolaplari dev gibi degil kucuk olmali. Neden?
Alin size en babasindan enerji tasarrufu. Ayrica büyük buzdolaplari ici tika basa olmadigi zaman moral bozar, hicbiseyi yokmus gibi gelir insana.
Herkesin evinin yakininda marketimsi $eyler var. Mutfak ali$veri$ini aylik yapmak gerekmiyor. Sadece o haftanin yemek programini yaparak (en azindan ne kadar sebze, meyva ya da et türevleri alinacagina karar vererek) 2 ce$it sebze, et yeniyorsa bir cesit et, iki cesit meyva (kilolarca degil). Bir dahaki haftaya da baska meyva alirsiniz canim :)
Böylece hersey taze tüketilir, derin dondurucu tika basa doldurulmaz, eldekiler bitirilir yerlerine yenileri alinir.
Ayrica mutfakta be$yüz ce$it tava ve tencere olmasina da gerek yoktur. 2 tava 2 tencere neyimize yetmez ki :)
Limon sikmak icin, rende icin, karistirmak icin, cirpmak icin, sarmisak ezmek ve ba$ka bilumum i$ler icin ayri ayri makinalar almaya da hic gerek yoktur.
Limonu elinizle sIkInIz, havucu el rendesiyle hallediniz, el rendeleri muhte$em aletlerdir, en minik rende yapan bölümleri harika bir sekilde sarmisagi da becerir. Cirpmak icin cirpici teller yeterli. Dogramak icin ise ellerimiz ve bicaklar ne güne kalmi$?
Zaten hic hareket etmiyoruz artik, ve hep acelemiz var biseylere. Evlerimize her i$i görecek aletler alip koyuyoruz, ama yer kapliyorlar, elektrik enerjisi heba ediyorlar, ve bizi birazcik olsun hareket etmekten alikoyuyorlar.
Sadelige ve dogala ve birazcik da eskiye dönü$ diyorum.
Ba$ka da bi$ey demiyorum vallah :)
19 Kasım 2007 Pazartesi
Nerede Caktim Mevzuyu?
Istanbul'dan Hamburg'a gelmek üzere valizlerimi toplarken ilk krizlerim ba$ladi. Ne cok '$ey'im varmi$!!!
Alti üstü ailesiyle oturan, ve bir odayi karde$cagiziyla payla$an biriydim. Bu kadar esyayi (ev esyasi da degil yani, ki$isel e$yalar!) o odanin icinde nerede saklami$im onca zamandir. Kaldi ki benim e$yalarimin haricinde M.'nin e$yalarina da mekan sahipligi yapan bir odanin icinde :)
Neredeyse ilkokuldan bu yana sakladigim bazi kagitlar, resimler, kutular dolusu anilar, mektuplar, kartpostallar, fotograflar, sayamayacagim kadar cok kremler, yaglar (vucudun her bir yeri icin ayri!), makyaj malzemeleri, tokalar, takilar(bir cekmece dolusu),kiyafetler konusuna hic girmesem daha iyi ama senelerdir tekstil firmalarinda cali$maktan oldukca ce$itli bir gardrop olu$turmu$um kendime.
Bu konuyla ilgili ilk yazimda bahsettigim gibi, bir cogunu o toparlanma sirasinda ke$fettim: 'aa $unum da varmi$, aa bunum da varmi$' diye diye, ayira ayira, ata ata, sece sece zor toparlandim.
Toparlandim diyorum da daha valizi yerle$tirmeye ba$lamadan öncesinden söz ediyorum :)
Valiz yerle$tirmek tam bir kabustu... Hepi topu 20-30 kilo agirlik hakkim vardi ve sadece kremlerimi ve takilarimi koysam 30 kilo ederdi zaten.
Ba$ladim ayiklamaya... Takilar, ooff takilar... Ne coktu ve iclerinde ne cok kirilmi$, zinciri kopmu$, ta$i dü$mü$, bozulmus olan vardi. Bozuk olanlarin hepsini attim. Iclerinden en sevdiklerimi ayirdim.
Yüz bakimim icin yuz temizleyici, tonik, arindirici maske, nem maskesi, kil maskesi, peeling kremi, nem kremi, göz kremi aldim ( Ne yapayim bunlari iteleyemem, simdi ilgileneyim ki yillar sonra yüzüm de bana gülsün)
Vucut icin bir tek nemlendirici krem aldim, kiyip da atamadigim tarihi gecmi$leri cöp kutusuna salladim, yuzlerce ojenin icinden 5 cesit kirmizi, birkac tane de acik renk sectim. Keza makyaj malzemelerimin de bir seneden daha uzun gecmi$i olanlarini cope salladim. En eskisinin bir senelik mazisi olan ama sayisinin coklugu nedeniyle onumuzdeki bir sene icinde bir coguna sira gelemeyecek olanlarini da payla$tim :)
Kiyafetlerimin icinden de ayiklama yaptim. Kombinleyebilecegim $ekilde, problem olmayacak tarzda ve renklerde olanlarini sectim.
Ayakkabilarim icinden bir terlik, bir ki$lik topuklu bot, bir de ki$lik duz bir ayakkabi sectim, kalanlarini daha sonraki bir istanbul ziyaretimde -gerekirse-almak üzere evde biraktim.
Aslinda bir dahaki uzun süreli Istanbul sürecimde, zaman ayirip kalan esyalarimi da elemek, ayiklamak planini yapiyorum $u anda icimden :)
Ay bunalttim mi acaba? Tamam $imdi yava$tan esas konuya giriyorum. Ben burada, cok sevdigim kücük evimde (cocuklugumun dizisi geldi aklima) daha az e$yayla nasil daha cok mutlu oluyorum, cözümlerim neler ve nasil ya$iyorum...
Az sonra...
:)
devam...
Adina ister salon diyelim, ister oturma odasi diyelim. Bu odalarda da koltuklar, televizyon, buyukce bir sehpa, bazen yemek masasi ve sandalyeler,konsol (ki bunun da üstü cogu zaman birbirinin tekrari objelerle doludur, gözlerinde yedek yemek takimlari ve catal bicak takimi ve cay takimlari olur-misafire cikarmak icin-)
En guzel takimlarin misafire cikarmak icin muzede tutulmasini da hic anlamam. Özenerek, begenerek aldiysam eger esyalarimi öncelikle ben kullanmak isterim. Evime zaten 'öylesine' insanlar giremez ki. Evime girebilen insan demek, yakinimda olan insan demektir, onlar da benim yasamimi benim yasadigim gibi yasamalilardir evimde. Insan kendi yasamina, yedigi ictigi bardaga tabaga da özen göstermeli, kendi sofrasini da her gün 'misafire kuruyor gibi' kurmali...
Bazi evlerde cali$ma odalari olur. Iclerinde genellikle bilgisayar masasi, bilgisayarin kendisi, kitaplik, ve o kitapliklarda tika basa yerlestirilmis kitaplar, kitaplarin aralarina soku$turulmus kagitlar, bi$eyler olur. Kitapliklarin en üst kisimlari yine cöplük i$levi görür. El altinda olmasin denen ne varsa oraya atilir.
Evlerde genel olarak en büyük tuzak da budur. El altinda olmasi istenmeyen, ama atilmasina da kiyilamayan bir cok $ey (bunlarin icinde bazen fotograflar da olur) göz önünde olmayan deliklere tikilir, her bo$luk itinayla doldurulur. :)
Banyolar da bi alemdir. Yatak odasindaki tuvalet masasiyla ayni kaderi paylasirlar cogu zaman. Üzerine bir$eyler konulabilecek yeri olan her e$yanin üstü 'bo$luklari doldurmali' dü$üncesiyle i$levini unutturacak derecede doldurulur. Süsler, püsler, havlular, sabunlar, mumlar, makyaj malzemeleri sepeti vs. Ve banyo dolaplarinin ici de yine, cogunlukla kullanilmayan kremlerle doludur.
Bu arada ben de anamdan bunlari bilerek dogmadim, ailemle yasadigim evde de benzer durumlar vardi. Ama rahatsiz oluyordum cok e$yadan oldum olasi.
Ama öyle bir düzene kaptirmi$iz ki, dogduk büyüdük böyle bu i$ler, degi$tirmek zor gelir oldu gercekten.
$imdi ben nerede aydim? Buna gelelim :)
ev hali _ ya$asin minimalizm
Hamburg'da oturdugumuz ev kücücük.
Kücücük ficicik ici dolu tursucuk :)
Ba$langicta gecici bir sure icin bu eve girdik. $ehri birlikte gezecek, aceleye getirmeyecek ve bir kac odali bir eve gececektik.
Ama ben artik ba$ka eve gecmek istemiyorum ki :)
Iki ki$iyiz. Yetiyor mu yetiyor :)
Bakin nasil kucucuk evimiz iki kisiye yetiyor:
Önce ''normal'' bir evde olabilecek odalar ve e$yalara bir bakalim, sonra da benim kendi evim icin buldugum cözümleri anlatacagim :)
''Normal'' bir evde bir yatak odasi, bir oturma odasi abartilirsa bir salon, bir calisma odasi da olabilir degil mi? Bu odalarin her birine e$ya doldurmak gerekir. Bir süre sonra bir bakarsin ev senin degil, e$yalarin olmus. Hep doldurulmasi gereken bir bo$ alan vardir, ve o bos alanlar genellikle evdeki di$i kusun ivir zivirlari, biblolari, cöpleriyle doldurulur.
Yatak odasini bir dü$ünelim:
Kocamanindan bir yatak konur, sonra yatak ba$larina komodin de lazimdir, bir de gardrop konur ki, iki kisinin kiyafetlerinin icine rahatca yerlestirilebilecegi bir gardrop daha uretilmemistir. Kimse gardrobundan memnun degildir, kimsenin giysileri sigmaz onlarin icine cünkü. Hep daha büyügü istenir.
Daha büyügü edinilir. Sonra insan bazen birkac yil sonra o dolabin icinde eline bir giysisi gectiginde 'bunu ne zamandir görmemi$im' der kendi kendine. Aradigini bulamayacak derecede cok kiyafeti vardir cunku, hep yenileri alinir, yenileri alininca eskileri degerlendirilmez, ve gardrobun icindekiler infilak etmeye hazir bir bomba gibi; her kapisi acildiginda, icindekiler insanin üstüne fi$kiracakmi$ gibi yigin halinde beklerler.
Oysa yedekleri de olsa iyi olabilecek bir jean, bir iki degisik renk tayt, bir iki kumas pantolon, birkac t-shirt, gomlek, ve onlari cesitleyebilecek aksesuarlar yeterlidir bir sezon boyunca iyi görünmeye.
Yeni bir t-shirt satin alindiginda digerleri cesitli $ekillerde degerlendirilmelidir.
Yatak odalarinda bir de tuvalet masasi, sifonyer olur. Tuvalet masalarinin cekmecelerinde genel olarak evin di$i ku$unun ivir zivirlari doludur yine. Bir cekmece dolusu ruj ve oje vardir ornegin. Ba$ka bir cekmece takilarla, ba$ka bir cekmece bakim kremleriyle doludur. Bütün bunlar yetmiyormus gibi o tuvalet masasinin üstü de silme parfüm, taki, krem, makyaj malzemesi doludur.
Cekmecelerin icindeki ve tuvalet masasinin üzerindeki bu malzemeler de o kadar cok ve cesitlilerdir ki bir coguna aylarca el sürülmez. Bazi gariban rujlar ve kremler vardir cekmecede i$e yarayacaklari zamani bekleyen. Eger $anslari varsa son kullanma tarihleri gelmeden kapaklari acilabilir.
Komodinlerin üzeri de kucuk birer gece lambasi (acayip kitap okuruz uyumadan önce) ve üst üste konmu$ ve yine okunmayi bekleyen kitap yiginlarina ev sahipligi eder.
Bir de yatak odasina televizyon koyma durumu vardir ki, iste bunu hic anlamam :) Bunun üstüne de söylenebilecek cok $ey var ama konuyu fazla uzatmayayim.
Salona gecelim mi:
gecelim ama birazdan, ellerim yoruldu gari :)






