28 Kasım 2011 Pazartesi


Bir arınma, bir temizliktir gidiyor hayatımda, bu yılı ilk yarısı ve ikinci yarısı olarak da ikiye ayırıyorum. 
Mayıs ayında Reiki 2. aşamaya uyumlanmam, shamanic şifa eğitimine başlamam, yakın bir arkadaşımdan aldığım kristal terapi birleştiler ve kilolarca dinamitin gizlendiği yeri buldurup, fitili ateşlettiler. 
Tam ayağa kalkıyor gibi oluyorum, yeni bir dalga, tam kalkıyorum bir dalga daha...
Ama iyi ki çıkıyorlar, iyi ki gizlendikleri yerlerden bir bir kafalarını çıkarıyorlar gerilere ittiklerim. Hani neredeyse mecalim kalmadı diyeceğim ama isyan ediyor gibi algılanmasını da istemiyorum. Sonuçta tüm yaşadıklarım tüm öğrendiklerim, hatırladıklarım beni büyütüyor. Şifalanmama izin veriyor yaradan ve şifalandırmaya hazırlıyor beni, biliyorum... 
Çok şükür... 

7 Kasım 2011 Pazartesi

Dolu dolu dolunay_Bırak gitsin, bırak aksın...

10 Kasım'da Türkiye saati ile 22:16'da Boğa burcunda Dolunay gerçekleşecek.

Bu dolunay, sonuca odaklı bir dolunay olacak. Varolan durumlar hayat amaçlarımızı desteklemiyorsa inatçı yanımız devreye girebilecek.

Dolunay günü, önceki ve sonraki 2-3 gün boyunca önemli ilişkilerimizde ve işlerimize değişiklik yapmamız gereken noktaları farkedeceğiz. Bildiğiniz gibi dolunay zamanı, yeniden değerlendirme ve hasat zamanı. *

Öncelikle geçtiğimiz yeni ay döneminde adım attığınız işleri, fikirsel ya da somut olarak başlattığınız projeleri düşünün. Hiç yol aldınız mı? o fikir ya da proje hala İçinizde iki lego parçasının birleştiği anda çıkan ses gibi 'tık' ediyor mu?
Ediyorsa bir adım sonrasını düşünün.  Ve bu dolunay ritüelinizin bir parçası bunun için şükretmek olsun mesela... Yaratıcıya teşekkür edin. Doğaya bir armağan verin. Bu, gökyüzüne yansıtacağınız kocaman bir gülümseme, belki de bağırarak ya da küçük sesle söyleyeceğiniz neşeli bir şarkı olabilir. 'Teşekkürler, çok teşekkürler, ben iyiyim, biz iyiyiz, her şey yolunda...' Belki de gece balkonunuza ya da pencerenizin önüne kuşlar için bırakacağınız ekmek kırıntıları, mısır ya da buğday taneleri olabilir. Yaratıcılığınızı kullanın ;)

Fikir bazında kalmış olan, hiç bir ilerleme kaydedilmemiş ama buna rağmen, olmasını ilk günkü kadar arzu ettiğimiz tohumlar... Onları da akışa bırakalım. Gözlerimizi kapatıp o niyetimizle aramızda bir kalp bağı kuralım. Onun olmasını hala çok istediğimizi, ama her şeyin kendi zamanı olduğunun farkında olduğumuzu ve buna saygı duyduğumuzu söyleyelim, sabırla bekliyoruz, bekleriz değil mi? :) Olsun yeter ki.. Ama ya olması hayırlı değilse? O zaman sevgili yaratıcımızdan bunun için bize bir sonraki dolunaya kadar bir işaret vermesini isteyelim. Ve sonra gözümüzü kulağımızı dört açalım :)

Diyelim ki, vazgeçmişsiniz... Konu ya da istek güncelliğini yitirmiş.  Artık olmasına gerek yok. O güncelliğini yitirmiş dileğimizi iptal etme zamanı...
Ya da diyelim ki;
Bırakmak istediğiniz bazı alışkanlıklar ya da ilişkiler var, onları sevgiyle serbest bırakma zamanı...
Her iki durum için de; konunun ne olduğunu bir kağıda yazalım. Bitmesini istediğimiz bir ilişki ise, bunun sevgiyle olması için; bir alışkanlık ise kolayca, hızlıca ve  hayrımıza olması için; dilek iptali ise artık ona ihtiyacımız olmadığını belirtip ihtiyaç duyanlara yönlenmesi için niyetimizi edip, isterseniz yakmak, isterseniz küçük parçalara ayırıp bir kap su içinde dolunayın enerjisine bırakmak, isterseniz sadece dua etmek suretiyle ve mutlaka sevgiyle yaratıcıya iletin. Yöntemi yolu için kendinizi hiç kasmayın, içinizden en çok gelen size en uygun olandır.

Gece kristallerinizi arındırmak ve dolunayın koskocaman enerjisiyle doldurmak için pencere önünde ya da balkonda bırakmayı unutmayın.

*Bu kısım için kaynak: Jan Spiller Astrology

26 Ekim 2011 Çarşamba

Yeni Hayat ve Yeniay

'Yeni Hayat' başlığını öyle çok severim ki...  Orhan Pamuk'un aynı isimli romanının benim için anlamı çok büyüktür ve 'yeni hayat' cümlesi bana hep çok fazla enerji ve güç vermiştir...

Şu sıralar etrafımdaki insanlara bakıyorum da, herkesin hayatında bir değişimler ve dönüşümler dalgası başlamış durumda. Sağlık, çocuk, iş, ev ve daha bi sürü konularda yaşıyoruz bu değişim ve dönüşümleri. Yeni bir şeylere başlıyoruz, kilo veriyoruz, şifalanıyoruz, ev değiştiriyoruz, iş değiştiriyoruz, işsiz kalıyor ya da çalışmaya karar veriyoruz. Daha çok düşünüyor, daha çok kafa yoruyoruz, bizi gerçekten mutlu eden şeylerin neler olduğuna...
Bir taraftan bakınca hayli sallantılı gözüküyor bu durumlar, huzursuz ediyor bizi... Belirsizlikler, ne yapacağını, nasıl yapacağını bilememeler... Ama diğer taraftan bakınca bunlar da dert mi?!
Çoğumuz hastane kapılarında sabahlamıyoruz, sıcak birer evimiz, yiyecek ekmeğimiz var her gün, neşemiz yerinde bin şükür. Ne mutlu ki böyle değişiklikleri yaşıyoruz, büyüyoruz.

Aslında şimdi yaşadıklarımız ileride yaşayacaklarımızın küçük adımları, ipuçları, yeni ekilen tohumları ama biz doğal olarak şu anda bunları göremiyoruz, varolan durum içinde hareket etmeye, değerlendirme yapmaya çalışıyoruz. Ama bazen sınırları şartları zorlayıp, anda kalmak, 'şimdi ve burada olmak' kısmını boş geçiyoruz.

'Oluruna bırak'ın 'akışına bırak'ın en güzel yanı bu, ileride nasıl olsa her şey cevabını bulacak, o yüzden şimdi gerçekten ne istiyorsan içinden en çok gelen neyse onu yap...

Şu şarkıyı bir kez de bu gözle dinler misin? :)


Bakın Steve Jobs o meşhur konuşmada bu mevzuyla ilgili ne demişti, ben bunu bir kenara not etmiştim, ara sıra da açar bakarım:

"Noktaların ileride birleşeceğine inanmak, size kalbinizin sesini dinleme rahatlığı verir. Neyi sevdiğinizi bulmanız gerek. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak. ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu, harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır. Ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınızı sevmenizden geçer. Henüz bulamadıysanız aramaya devam edin, ve yılmayın!"


Siz iş dediği şeyin yerine istediğinizi koyun...

Bugün yeni ay oluşacak, Jan Spiller en fazla 10 dilek yaz diyor ama ben bugün, özellikle bugün en çok istediğim tek 1 dileği yazacağım.

Berna Özcan Demir'in evrene sipariş konusunda şöyle önerileri var:

- Gerçekten istediğin, en çok istediğin şeyi iste. İsteğin kalbinin en derininden gelsin.

- İsteğini koşullara bağlama, ne istiyorsan direkt onu dile. (Örneğin para lazımsa para iste, piyango çıkmasını isteme/gerisini evrene bırak, hayırlısı koşuluyla nereden gelecekse gelsin)

- İsterken olumlu kelimeler kullan.  Örneğin borçtan kurtulmayı değil, refahı iste. Hasta olmamayı değil, sağlığı iste..

- isteğini kısa ve net kelimelerle ifade et. Karışık cümleler etkili olmaz.

- İsterken 'hayal' değil 'seçim' kelimesini kullan. Hayal etmek hayal olarak kalacağı etkisini yaratır çünkü.. Seçimini yap!

- Şimdiki zamanda iste, olmuş gibi cümleler kur, beynini kandır. Ama para sıkıntın varsa 'zenginim' deme örneğin; 'zenginliğim her gün artıyor' de..

- Siparişi ver ve serbest bırak. Senin için en hayırlı ve en doğru zamanda olacağına inan. Sürekli takıntılı bir şekilde isteğine odaklı yaşamak, kasılma ve tıkanma yaratır. Nasıl ki bir lokantada yemek siparişini verir ve geleceğinden emin bir şekilde beklersin, aynen öyle, iste ve unut!

- İsteğinle çelişkili eylemlerde bulunma. Örneğin hayatına sevgili istiyorsan tek kişilik ev ya da eşya alma.

Hadi bu akşam 22:55'den itibaren en çok istediğimiz şeye odaklanalım.Yarın yeni hayat'ımızın ilk günü olsun...



25 Ekim 2011 Salı

Yarın yani 26 Ekim'de saat 22:56'da Akrep burcunda yeniay gerçekleşecek ve bu yılın en iyi ve etkili yeniaylarından biri olacak. Bu harika yeniayın enerjisi ilk 2 gün en yüksek düzeyde olacak ama 2 hafta boyunca da sürecek.
Bilirsiniz her burcun yönettiği ayrı konular vardır. Akrep burcunun da, bu yeniayda dilemek ve yeni başlangıçlarını yapmak için kullanabileceğimiz konuları şunlar:

Güç, güçlenme, sırlar, politika, ruh halimiz, dönüşüm/değişiklikler, kuvvet, cesaret, bütünlük, öz disiplin, dürüstlük, affetmek, finans, borçlar, krediler, ödemeler, kıskançlık, intikam, uçlardaki duygular, cinsellik, ruh ikizleri, derin duygusal bağlantılar.

Akrep burcunun yönettiği organlar genital organlar ve boşaltım organları.

Bu konular dahilinde hayatımıza davet etmek istediğimiz konuları, dileklerimizi, yeni başlangıçlarımızı yazalım. Boş ve temiz bir sayfaya, kendi el yazımızla, en fazla 10 madde olacak şekilde sıralayalım. Daha önceki yeni aylarda yazdığımız dileklerin içinde hala hayata geçiremediğimiz ama olmasını çok istediklerimizi de bu listeye ekleyebiliriz.

Bu yeni ayın burçlar özelinde kimi hangi konularda destekleyeceği de şöyle:
Koç:  Maddi konular.
Boğa: İlişkileri.
İkizler: İş yaşamı ve kariye.
Yengeç: Aşk, eğlence ve hayatı dolu dolu yaşama enerjis.
Aslan: Evle ilgili değişiklik, tamirat, alım-satım ya da yaşam tarzı yenileme.
Başak: Seyahat özellikle suya yakın yerler.
Terazi: Para
Akrep: Korkuların silinmesi yerine konacak güven duygusu
Yay: İş anlamında yükselme, yeni müşteriler ve başarı.
Oğlak: Aşk, eğlence ve sosyal yaşam.
Kova: Kariyer
Balık: Şans

Eskiden çiftçiler ayın döngülerine göre ekin ekip biçerlermiş, kadınlar bedenlerindeki tüyleri alma, tırnak veya saç kesme gibi işleri yine ayın döngülerine göre zamanlarlarmış. Yeniay, yeni şeylere başlama, büyütme, geliştirme için uygun zaman. Hadi o zaman yukarıdaki konular dahilinde, başlamak ve büyütmek istediğimiz tüm konularda listemize yazarak güzel bir başlangıç yapalım, niyetlerimizi koyalım ve evren de bizi desteklemek için hemen harekete geçsin. 

Tüm dileklerimiz tez elden olsun...

Yararlandıklarım: Jan Spiller Astrology, Susan Miller

24 Ekim 2011 Pazartesi


en tepede başı dik duran nefret ve kin enerjisi şimdi yaşanan acı ve sükûnetin önünde başını eğdi... 
kalpler acıyor hep birlikte...
denge...

23 Ekim 2011 Pazar


Ne zor günler... Kalplerimiz birleşsin hadi...
Van'da enkaz altında kalanların hızla ve kolay bir şekilde çıkarılabilmeleri için, tedavi edilecekleri hastanelere hızla ulaştırılabilmeleri için, bu travmayı yaşayan bedenen ya da ruhen zarar görmüş herkesin şifalanmasına, sakinleşmesine niyet ederek dualarımızı, niyetlerimizi, enerjilerimizi Van'a yönlendirelim lütfen...

21 Ekim 2011 Cuma

bayrağın zeminindeki kırmızı renk zaten şehit kanlarının simgesi değil mi? niçin bayraklar karardı anlamıyorum...
 
ayrıca bu simgeleştirilmiş durum yüzünden mi ne kanı ne de şehidi bitiyor bu ülkenin diye de düşünmeden edemiyorum...


25 Ağustos 2011 Perşembe

Tatil rüya gibiydi, tatil sonrası kabus gibi... Çalıştığım firmanın merkezi, ani bir kararla TR ofisi kapatma kararı aldı. 7 kişiyiz, öylesine şak diye işsiz kaldık. Bunca emek, bunca sene uçan balon gibi uçtu gitti.

Birkaç ay önce kafamdan şunları geçiriyordum. Artık bu işin hayatımın işi olmadığının farkındayım. Hayatımın işi ne? Nasıl bir iş olmalı? Düşündüm, buldum: Direkt insana dokunmalı..  Ben ve ekip arkadaşlarım burada uğraşıp didinip sayısız adette ürün yolluyoruz birileri mağazalardan alıyor, üzerine giyiyor vs. ama bundan haberimiz olmuyor. Müşteri markayı tanıyor, ürünün eline geçene kadar ne gibi proseslerden geçtiğinin farkında bile değil çoğu zaman. Evet ben insana dokunan, hatta direkt benim dokunarak ilettiğim bir iş yapmalıyım dedim.

Bu kadar mutlu mesut çalıştığım, sevdiğim ofisimden bu ideal uğruna ayrılmayı kafaya koymuştum.
Tema Vakfı, Buğday derneği, çeşitli çağdaş eğitim vakıfları gibi yerlere özgeçmişimi gönderdim.  Bir süre bekledim, ses soluk yok. Özgeçmişime bakınca korkmuşlardır zaten, bu herhalde kafayı yedi demiş olabilirler :)))

Sonra unuttum, araya tatil girdi. Daha sonraya erteleyebilirim, bunu ben niyet olarak hayatıma koyayım, nasıl olsa uygun bir zamanda önüme çıkar yine diye düşündüm.


Demek ki gerçekten bunu yapmam gerekiyormuş, hayatımın şifası bundaymış. Evren bana dedi ki, 'bak sen tazminatını yakıp bu işlere girişmek istiyordun, ben sana şimdi bu yolu açıyorum, üstüne bir de tazminat alacağın bir şekilde yapıyorum bunu hatta bir de tepesine tüy kondurup bayrama denk getiriyorum tatilini yapıp, kafanı toparlayasın diye' :)))


Bodrum bana hep iyi gelmiştir, yine iyi gelecek biliyorum. Gidip deniz kenarlarında güneşi batıracağım, düşüneceğim, düşüneceğim, yazacağım, düşüneceğim. Ben ne istiyorum? Nasıl yaşamak istiyorum? Gerçekten yaparken kalbimi çarptıracak iş ne?

Ne garip yeni mezun olmuş gibi... Yeni doğmuş gibi... Ne yapacağını bilemez bir haldeyim. Döner dönmez yazacağım :)

18 Temmuz 2011 Pazartesi

video





Kısacık da olsa kırlangıçların sesi :)


Bu da latince ismi Portulaca Grandiflora olan Kedi Tırnağı, Yaz çiçeği, İpek Çiçeği olarak da bilinen güzeller güzelimin iki yeni pozu ...


İznimin ilk günü, serin sulara dalmaya birkaç gün kaldı. Bugün kendimi ev ve balkon hazırlıklarına adadım. Evimi temizledim, balkonumu ben yokken bitkilerimin zarar görmeyeceği şekilde yeniden düzenledim. Güneşin altında duranları ve yarı gölgede duranları gündüz tamamen gölgede kalacak ancak akşam güneşini alabilecek bir yere geçirdim. Yine de yaprakları küçümen ve çok hassas olanları daha büyükçe ve dayanıklı olanların arkasına sakladım. Süpürdüm, sildim... Bu balkonu hep temiz tutmak öyle zor ki... Kendimce bişeyler yaptım işte :)
En küçük kardeşim her gün gelecek hatta çoğunlukla kalacak Minik'imiz yalnızlık çekmesin diye. İçim rahat gideceğim tatile...
Yarın saçlarımı boyatmam ve bazı ufak tefek işleri halletmem gerek. Bir de ''ben yokken...: '' başlıklı uzuuun bi liste hazırlamam gerek Merve'ye...

Haftasonu bu sefer pek bi yavaş aktı

Cumartesi sabahı erkenden hem de çok erkenden 5:30 gibi kalktım. Güneş yeni doğuyordu. Dolunay hala kaybolmamıştı. Serçeler cıvıldıyor, kumrular 'puhuru huhu' luyor, kırlangıçlar öbek öbek tüm çığırtkanlıkları üzerinde tepemde uçuşuyorlardı. Öyle bağırış çağırış uçuyorlardı ki, martılar sırasını beklemeye karar vermişlerdi, bir ipte iki cambaz oynamaz misali :)

Kocaman bir bardak su içerek ve derin birkaç nefes alarak günü güzelliklerle başlayıp, güzelliklerle bitirmek için niyetimi koydum. Aslında bu tür bir sabaha özel açmamıştım gözümü bu kadar erken bi şekilde ama manzara ve ortam bu olunca insan gidip de tv açamaz ki!

Gözlerimi kapadım, bir süre dolunayın enerjisine bıraktım kendimi, sesleri dinledim...  hiç sıkılmadım. Ama benim Minik'im böyle durumlarda hep yaptığı gibi yine dibime gelir mırrrr mırrrr mırrrr yapıp kafasını dizlerime, ellerime sürtmeye başlayınca açtım yine gözlerimi. Baksanıza şunun suratına, 'beni ne zaman tarayacaksın ama hadiiiii' diyo :)

 Ne zaman böyle gökyüzünde süzülen bi thy uçağı görsem, Hamburg'da her akşamüstü aynı saatte geçişini (eğer evdeysem) nasıl heyecanla beklediğimi  ve ona mutlu mutlu nasıl el salladığımı hatırlıyorum. :)

 işte benim hep hayalini kurduğum balkonumdan bir köşe, evrenden yeter ki iste ve isterken sınırlama (küçük de olsa bi balkonum olsa deme mesela, misal benim balkonum evimden bile daha kocaman:) bak! :

Fesleğenler ve yoncalar bir arada arkadaşlık ediyorlar. Bu su şırıldamacısını Tchibo'dan aldım. Su sesi... Her derda deva..


 Justin Bieber'larım büyümekteler, turşusunu mu kursam yoksa kurutsam mı?


Mavi ortancam, geçen hafta aklımı çeldi, bi çiçekcinin önünden geçerken...


Bu da geçen sene mavi gibi küçücükken aldığım ve şimdi kocamaan olan pembe ortancam (Elif'im)


Ekolojik pazardan evladiyelik tohum kampanyasında aldığım domateslerim artık saksıya geçtiler.



Bu da biber hem de organik biber :)

 Bu da geçen hafta aşık olup hemen kaptığım güzellerden, 'ateş çiçeği' olduğunu söyleyip beni kandırdılar. Zaten kendisine dikkatle baktığımda Ateş'le arasında hiçbir bağlantı kuramamıştım...  İsmini bilen var mı ?

Bu aşağıda gördükleriniz de  organik tohumlardan büyütüp saksıya geçirdiğim biber, kabak ve patlıcan. Ne yazık ki sadece biberleri ayırabiliyorum. Google'dan kabak ve patlıcan fidesi yazıyorum, kabakları benzettim ama hiçbirini patlıcana benzetemiyorum. Acaba onlar tutmamış olanlardan mı? Uff üşendim yazmadım isimlerini, kulakların çınlasın Evren! :)



Cumartesi'nin ve hafta sonunun geri kalanı Silivride annemin yanında geçti, 15 kilo bezelye aldık, 10 kilo kadar da barbunya. Ayıkla da ayıkla bitmek bilmedi. Tırnak diplerim sızlıyooo! Toza toprağa bitkiye dokunmak ne müthiş terapi...