16 Kasım 2009 Pazartesi
10 Kasım 2009 Salı
09 Kasım 2009 Pazartesi
02 Kasım 2009 Pazartesi
Geçen sene Kasım ayına baktım da neler yapıyormuşum diye;
ne değişik dertlerim varmış.
http://ozgurvedemetdemet.blogspot.com/2008_11_01_archive.html
Bağrımı açıp 'Yenilmedim sana İstanbul!' demek istiyorum hahahaha :)
'Seyir Adabı' diye bir olgu olması gerek, böyle bir duygu, bir düşünce, bir ahlak olması gerek. Aksi takdirde ben artık ne tiyatroya ne de sinemaya gidebileceğim.
Sinemaya, tiyatroya oyunun yahut filmin başladığı anda girilir mi hiç? Girilmez!
Geçen hafta içi gittiğimiz bir tiyatro oyununda, oyunun başlamasına sadece 10 dakika kalmıştı ve salonun sadece yaklaşık yüzde 20'si doluydu. Eşim (kendisi Türkiye'de yaşamaya yeni başladığı için, bir çok detayı yeni deneyimliyor) hayretler içinde 'salon boş kalacak herhalde' dedi. Bense o kadar emindim ki insanların saat tam 8'de akın akın doluşmaya başlayacaklarına içeri. Kapıda sigara içip lak lak yapmak varken neden girip otursunlar canım! 'Bekle ve gör' dedim ona, 'bu salon birazdan tek bir koltuk bile kalmayacak şekilde dolacak.'
Aynen dediğim gibi oldu. Oyunun başlama saatine 2-3 dakika kala insanlar akın akın gelmeye başladı. Bu arada, yanlış koltuklara oturanlarla koltukların gerçek sahibi tabi ki birbirlerini hep o son dakikada farkettiler, yer tartışmaları yaptılar. Şapkalarını, montlarını çıkardılar. Saçlarını düzelttiler, cep telefonlarının sesini kapadılar, sağa yaslandılar olmadı, sola yaslandılar olmadı, en rahat pozisyonlarını da seçtiler ve sonunda oyunun başlamasına 'karar verdiler' ve oyun başladı.
Bu benim en rahatsız olduğum tablo. Bir de oyun ya da film sırasında sürekli cep telefonuyla oynayanlar, sessiz sessiz elini ağzına kapatıp konuşanlar, kısa mesaj yazanlar, kıpır kıpır yerinde duramayanlar, ayağını sırtına geçirenler, yanındakiyle sürekli konuşanlar var.
E ben böyle bir ortamda nasıl izleyebilirim? Sinirlerimi bozmadan bir de! I ıh! Mümkün değil... Sakin kalmaya çalışıyorum ama bu sefer de içim şişiyor.
Şimdi ben burada yazıyorum neler yapılması gerektiğini, olur ya birileri okur belki, uyar bunlara...
Oyun ya da filmin başlamasından 15-20 dk önce salonda hazır bulunalım ve oyunun başlamasına en geç 5 dakika kala koltuğumuzdaki yerimizi alalım. Çantamızı, montumuzu yerleştirelim ve derhal telefonumuzu kapatalım. (Çok özel bir durum varsa bilemem de, artık telefonlar kapalıyken kimlerin aradığını, açınca haber veriyor. Bu nedenle açık tutup da sesini kısmanın da bir anlamı yok bence. Ha diyelim ki böyle yaptınız, lutfen titremesini de kapatın da sessizlikte dııııızzzzttt dızzztttt dııızzzztttt olmasın)
Evimizdeki koltukta yayılmışız gibi bir sağ yana bir sol yana kontrolsüzce yatmayalım. Arkamızda oturanı da düşünelim.
Ayaklarımızı uzatırken, dizlerimizin önümüzdeki koltukta oturan seyirciye çarpmamasına özen gösterelim.
Yanımızdakilerle yaptığımız fıs fıs konuşmaları asgari düzeye indirmeye çalışalım.
Böyle yaparsak çok iyi olacak. Bakın söylüyorum.
Kasım başladı. Hey gidi hey! Geçen sene bu günlerde ne yapıyordum acaba Hamburg ellerinde. Bir kontrol edeyim. Herkese güzel bir kasım ayı diliyorum!
23 Ekim 2009 Cuma
20 Ekim 2009 Salı
Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
En son satın aldığın garip şey nedir?
Şeker gibi olduğun anlar?
Arkadaşım, artık sormayın dediğin şeyler?
Kendinden razı bir kadın.
Bu blog sahibi-sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
18 Ekim 2009 Pazar
Patrick Swayze'yi sevseniz de öğğ gelmiştir artık farkındayım.
Yazacak öyle çok şey birikti ki anlatamam.
Diğer yandan, yorgunluğumu ifade edecek kelime yok, varsa da ben bilmiyorum. Biliyorsunuz Eylül başında cici evimize taşındık, yerleştik vs. ve ve ve... iş... iş... iş... çalışmak... çalışmak... çalışmak pof!
Şimdi artık 'tamamen' yerleşmiş olmaya ramak kala, ekim-kasım çiçekleri annemin oralardan getirilmiş ve ekilmek üzere iken, alınacak son bir kaç mobilya kalmışken bir 'ara' oh çekerek iki satır girizgâh yapayım dedim.
15 Eylül 2009 Salı
12 Eylül 2009 Cumartesi
Bugün başladım, elimden bırakamıyorum. Aslı Erdoğan'ı seviyorum buraya not edeyim dedim :)
*
Evde internet & bilgisayar sorunumuz kalmadı dün itibariyle. Bugün yoğun bir gün olacak, akşama Beşiktaş-Galatasaray maçı var ve kalabalık olacağız. Acilen alışverişe çıkıp hazırlıklar için organize olmam lazım. Fırınım var artık, kek börek sanatımı konuşturayım bakayım (hayatımda ilk kez yapacağım da :p)
Diğer yandan ufka doğru bakınca yaklaşan kara bulutları görüyorum ve de tırsıyorum, çıksam mı çıkmasam mı düşünüyorum, biraz daha düşünürsem akşam çubuk kraker yer öyle izleriz maçı ne yapalım :)
Bu içimin bir yüzü...
*
Gelelim diğer yüzüne;
İstanbul'un hali nasıl da içler acısı. Biraz fazla yağmur yağdı hepsi bu...
Ben Hamburg'da yaşarken böyle yağmurlardan öyle çok gördüm ki! En büyük zararı şemsiyeler de yetmediğinden insanı eve kapatmasıydı, böyle kapanmaya can kurbandı benim için. Pencerenin önüne oturur asfalta düşen yağmuru izlerdim, ağaçların tertemiz ve pasparlak olmasını bir de. Ha olmaz mı oralarda da nehir taşar arada, birileri zarar görür mutlaka. Ama böylesine değil herhalde, bu kadar değil!
Bir gün bana deselerdi 'TEM yolu nehir olup akacak' diye İNANMAZDIM!.. Asla inanmazdım.
Kayıp bir bebek var 4 yaşında, kimbilir nereden çıkacak... Ve tırların içinde uyurken ölen şoförler, denize sürüklenen arabalar, servis aracının (aslında servis aracı olmayan) içinden çıkamadıkları için çaresizce boğulan kadınlar, Bahçeşehir barınağında ve diğer yerlerde ölen zavallı hayvancıklar... Ah ki ne ah!
Hafta sonu için büyük bir felakete daha hazırladılar bizi, evlerimizden çıkmayalım, tedbirlerimizi alalım diye. Özellikle cuma ve cumartesi günleri geçen haftakinden çok daha kuvvetli yağacaktı. Ama henüz bir şey yağdığı yok. O canı ne zaman isterse o zaman yağacak! Di mi ama!
*
Üçüncü posta çamaşır yıkanıyor, bayılıciiim! Bunun ütüsü de var hohoyt!
*
Güzel bir hafta sonu herkeslere! :)







