5 Kasım 2008 Çarşamba

Acaba gazetelerde daha az tecavüz, daha az psikopat cinayet, daha az trafik kazası, terör saldırısı, aile içi şiddet, taciz ve din istismarı haberleri okuyacağım günler gelecek mi?

Bu savci 'kimin savcisi' demeyeceğim günler, işkencecilerin, hortumcuların elini kolunu sallayarak dolaşamadığı günler, siyasetçilerin temiz olduğu günler, adam gibi adamların siyasete girdiği günler yakın mı?
-mış gibi yapmayanların yaşadığı bir ülke; yazarlarından, akademisyenlerine, sanatçılarından, gazetecilerine, öğrencilerinden, ev kadınlarına sahici, bilgi sahibi, dünya insanı, düşünüp sorgulayan, araştıran, okuyan, vizyonu geniş birilerinin olması mümkün mü?

Irkçılık'ın tanımını yapın bana... Yapın hadi. Sadece beyazın zenciden hoşlanmaması mıdır ırkçılık??? Ya faşizm? Aramızda değiller mi bunlar, gölge gibi ofislerimizde, okullarımızda, evlerimizde her yerde değiller mi bunlar? Mümkün mü bu kavramları hayatlarımızdan tamamen çıkarmak?

'Mümkün değil!' diyerek kapıları kapatmadığımız, eleştirdiğimiz, ama eleştirmeden önce de azıcık düşündügümüz zaman mümkün... Şunu unutmamalı; her şey mümkün...

O kadar hızlı yayılıyor ki tepki. O kadar çabuk birleşiyor ki insanlar...
Bir gecede (28 Ekim gecesi) turkcell günah keçisi ilan edildi ve anında 'turkcell hatlarımızı iptal edelim' emailleri ışık hızıyla yayıldı. Bir gecede!
Ertesi gün (bir gün içinde) daha sabah gazetelerini açma vakti ancak gelmişken ortalık bu sefer Can Dündar'in gerçek niyeti hakkında yüzlerce yazıyla çalkalanmaya başlamıştı. Hangi siteyi veya gazeteyi açsak, benzeri yorumlar ve onların karşısında az miktarda da olsa hala iyi niyetli olmaya çalışan ve sırf 'kemalist' damgası yememek için yapılan belgeseli iyi taraflarıyla yorumlamaya çalışanlar vardı... Can Dündar sarı zeybek belgeseli ile öylesine büyük bir krediye sahip olmuştu ki türk halkının gözünde, bazıları için bunu yıkmak kolay değildi elbet.

Bazıları da Can Dündar'ın yaptığı işi olumsuz eleştirenlere 'Atatürk'ü putlaştırıyorsunuz, onun da bir insan, onun da bir erkek olduğunu görmek istemiyorsunuz, ne güzel işte Can Dündar 'insan mustafa'yı gözler önüne seriyor' gibi çok yüzeylerde yüzen karşılıklar veriyordu ya da yüzeylerde yüzmeyen-miş gibi yaparak bu isyana 'hastalıklı kemalist savrulmalar'/patolojik durum/atatürk sizin bu yaptıgınızı görse ağzınıza ....dı gibi' yorumlar getiriyor.
Aptal mıyız?! Bilmiyor muyuz ki Atatürk de bir erkek, onun de bilmemnesi var, o da herkes kadar raki içer, keyfi sefayı sever, her erkek kadar kadınları sever, burnunu karıştırır, gaz çıkarır, her neyse... Bize ne?!
Bizi ilgilendiren yönleri/huyları bunlar değil ki... Bu kadar mı televole kültürünün dibine vurulur bu kadar mı magazin olunur!!
Görülsün istiyorum artık bazı şeylerin maksatlı yapıldığı... Bazı şeylerin 'tam da zamanında' fitili ateşlemek maksadıyla yapıldığını. Tesadüf mü? Hayır... Hiçbir şey tesadüf değil... Can Dündar içli köftesi masum değil, kanmiyorum onun o titrek sesine, ağlak bakışlarına...

Ama tepkilerin dozunu da kaçırmamak gerek diye düşünüyorum her zamanki gibi. Çünkü belki de tam da oluşan bu ortamdi birilerinin istedikleri... Konuştura konuştura içinin boşalacağı beklentisi...
Herkes bu tepkilerle gösterdi ki; öyle artık önümüze dayanan her şeyi doğru kabul etmiyoruz, yapan o dündarmış bu birandmış farketmez, yemezler... Düşünüp, sorguluyoruz.
Söz konusu Atatürk olduğunda herkes 5 düşünüp 1 konuşsun diyorum te o ka!...

Yahu ben bu sayfayı actığımda okuduğum kitaplardan ve kargalardan bahsedecektim, noldu?!

7 yorum:

rahsan dedi ki...

aaa simmmdiii yazdin galiba sen bu yaziyi :)

rahsan dedi ki...

"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir" demis Atatürk, evet biz O'nun fikirlerini anlamaya calismali ve bu dogrultuda O'nun actigi yoldan ilerlemeliyken, hala "insan mustafa" adi altinda yerme politikalariyla ugrasiyorsak, demek ki...

yok ben bunun nedemek oldugunu bilmiyorum, bilmek istemiyorum, bu görmezden gelmek anlamina gelmiyor ama, yok-mus gibi de davranmiyorum, ama insanlara da hak etmedikleri degeri vermemeliyiz, delinin biri kuyuya bir tas attiysa, hep beraber onu cikartmak icin cok caba harcamamaliyiz, sadece onun deli oldugunu vurgulayalim, millet bilsin yeter! sonucta inaniyorum ki, O'nun bu söylediginde ne anlatmak istedigini bilen ve O'nun hayal ettigi genclik olan bizler, bu ülkede cogunluguz ve hep öyle kalacagiz!

Demet dedi ki...

Yoo öglen bile olmamisti daha yazdigimda, ne oldu ki aceba? :)

rahsan dedi ki...

bloglines göstermemis te yeni yazi yazdigini, ondan öyle sandim :)

Demet dedi ki...

Evet Rahsancim ayni durum google reader'da da oluyor. Bazen yazi yazildiktan saatler sonra listeye ekliyor, neyse gec olsun güc olmasin :)

Son söylediklerine katiliyorum. Siddete siddetle, öfkeye öfkeyle cevap vermek hep o kötü ve olumsuz enerjilerin kat be kat cogalmasina neden oluyor. Yemeyelim, yutmayalim, bunu da belli edelim yeter :)

B5 dedi ki...

Magazin kulturu : ) Hahaha, bu kadar...

Kitle iletisim ile ugrasan gosterdigi her maddenin, soyledigi her kelimenin anlamini ve etkisini kesinlikle bilir ve bundan mesuldur...

Budur benim okudugum, bildigim...

Demet dedi ki...

Cok güzel söylemissin Basak, agzina saglik! Evet bu isi yapan, her agzindan cikanin hesabini vermek, arkasinda durmak zorunda. Duramadiginda görüyoruz ne oldugunu iste. :)

Dün bir röportajinda okudum diyor ki, 'o zaman karsi olanlar da cikip kendi belgesellerini ceksinler.' Pes dedim, yüzsüzlügün, kendini bilmezligin de bu kadari!
Madem bu kadar 'sana ait' ve 'kendi bakisindan' bir is yaptin tamam da neden 29 Ekim'de vizyona soktun diye sorarlar adama...
:)
Artik konusmak bile istemiyorum bu konuyu gerci, ama duramiyorum konu acilinca...