8 Ağustos 2008 Cuma

Bir yağmur bir güneş, klasik Hamburg havası, alıştık artık. Sabah ben yağmurla bir inatlaşma, yağarsın yağamazsın. İnadına çıktım yürümeye koşmaya. İlk kanalın sonundan geri döndüm o ayrı.
Sonra öğle geçti, gökyüzü yine karardı, gümbürtüler, şimşekler... Bir fırtına, ama öyle koptu ki ağaçların belden yukarısı yan yatıyordu neredeyse. Bir yağmur indirdi arkasından, sanki yukarıda bir branda bezinde su biriktirmiş de sonra onu bir anda ortasından delip boşaltmış gibi...
Peşinden yine güneş çıktı tabi. Ben durur muyum, yine çektim eşofmanları doğru göle. Bu sefer ters yöne yürüyeyim dedim, uzun zamandır o tarafa gitmemiştim diye. iyi ki de öyle yapmışım.

Göl kenarında yeni evlenmiş bir çift gelinlik/damatlıklarıyla dolaşıyorlardı. Yanlarında sevdikleri vardı, çimenlerin üzerinde minik plastikten bir masa açmışlar üzerine içecek yiyecek bir şeyler koymuşlar yiyip içip fotoğraf çekiyorlardı. Gelinin arkadaşı, gelinin rujunu tazeliyordu.

Yanlarında sapsarı saçlı 11-12 yaş civarlarında nedimeler vardı. Bembeyaz giyinmişler, açık bıraktıkları saçlarına çiçekten taçlar takmışlardı. Ben bu manzaraya bakarak bile mutlu oldum.
Bizim oralarda evlenmek, ne kadar para harcar, ne kadar rüküşlük işlere girersen o kadar makbul sanki, peh!..

Sonra hayatımda gördügüm en koca gövdeli ağacı gördüm. Her bir dalı başlı başına bir ağaç gibiydi, ona sarılmak istedim. Evet görünce aklımdan ilk geçen bu oldu. Kollarımı kavuşturamayacağım için vazgeçtim, bir de ne yapıyor bu demesinler değil mi? :)


Sonra yürürken metalden bir plakamsi gördüm üzerinde Wolfgang Borchert'in bir sözü yazıyordu. Aşağı yukarı şöyle bir şey diyor. Biz bağlılıkları ve derinliği olmayan bir jenerasyonuz. Bizim derinliğimiz uçurumun derinliği...

Aklıma aynı yazarın seneler önce izlediğim (Devlet tiyatrosu oyuncusu ve aynı zamanda eski hocam Özgür Erkekli yönetmişti) ve sonra okulda tekstini okuduğum oyunu geldi, Kapıların Dışında (Draußen vor der Tür).
Tekstin başında, hiçbir tiyatronun oynamak, hiçbir seyircinin izlemek istemedigi oyun alt başlığı vardı, hiç unutmam. Baş karakter Beckmann'ın trajedisi, oof oof!..

Ve eve döndükten sonra aynı yağmurdan yine yağdı :)
Alıştık artık!

***

Rusya-Gürcistan savaşı çıktı! Umarım mümkün olduğunca az kayıp olur ve bu da son savaş... Ne çaresiz ve komik kalıyor umduğum şey değil mi?

Misafiriz bu vahşilerin dünyasında sanki, uzaktan izlemeye ve vahlanmaya devam edeceğiz, heyhat!..

***

3 yorum:

B5 dedi ki...

Bir arkadasimiz o ruzgarda ucmustu biliyor musun? Inanamamistim. Tabii ona ruzgar denmiyor bu durumda. Dikkat et.

Hangi plakayi gordun acaba :) Ben de merak ettim. Genelde yahudilerin isimlerinin yazili olduklarini bulurum hep... Bu Borchert'i da senden ogrendim.

Sana link gonderecegim birazdan, tabii bulabilirsem. Biri Hamburg'u yerle bir eden bombardimanla ilgili. Doneminin en siddetli havadan yikimi olmus neredeyse. Duymussundur Hamburglu Alman arkadaslarindan. O agacin kurtulanlardan ama sahit olanlardan demek. Hep bu aklima gelir.

Guzel Haftasonlari Demet :)

Gonca dedi ki...

Yağmurla inatlaşmak ne iyi gelmiştir,güçlendirir insanı!Gelinle dağmatı anlatınca sen hemen şöyle bir film sahnesi gibi gözümde canlandı,hatta arka fonda rahatlatıcı,insanı mutlu eden bir müzik..maalesef bize ancak bir film karesini hatırlatan kareler bunlar.dediğin gibi o gösterişli düğünlerimize alışığız biz.millet ne der sonra en iyisini yedirelim, içirelim düğünleri yaparız.bu aralar çok duyduğum bir olay da içler acısı!para yoksa kredi ile düğün yapanlar var..kır düğünü modamız var ama özü sadelik olsada o da ihtişamlı olmalı!

birdutmasali dedi ki...

sevgili dilek merhabalar İstanbuldan..
anlattıkların çok hoşş,yazdıkların yani :) çok keyifle okudum,
ayrıca alaçatıyla ilgili yorumuna tşkr ederim. zamanı geldiğinde sormak istediğiniz her soruya bilgim dahilinde cevap olabilirim.
çk svglrr türkiyeden.