17 Ağustos 2009 Pazartesi


Arkadaşım babasını kaybetti hafta sonu. Bugün gidip son görevimi yaptım ve yanlarında oldum zor günlerinde... Ne garip, insan acısını gerçekten anlayabildiği, ve onunla empati kurabildiği birine şu bilindik, klişe taziye cümlelerini kuramıyor. 'Başın sağolsun' lafını zaten hiç sevmem... Sabır dilemek?.. Kalanlara ömür?... I ıh... Acını paylaşıyorum?.. Yok o da değil. Nasıl paylaşabilirsin ki? Senin hiç baban öldü mü? Hayır... Toprağı bol olsun, huzur içinde uyusun... Uyumak mı? Uyuyacak mı? Of kafayı yedim! Hangi söz teselli olur ki insana böyle bir durumda? Hiçbir söz olmaz...

Dikkat ettim insanlara, hem camii'de hem de mezarlıkta. Zaten çoğu dedikodu yapıyordu. Efendim görüyor muymuşuz, ne kendisi ne de abisi (merhumun çocuklarından bahsediyor) evlenmemiş, hadi çocuk yapmayı filan geçmiş, hiç olmazsa evlenmiş olsalarmış adamcağız mutlu gidermiş. Çocuklarının mürüvvetlerini bile görememis. Tüh tüh tüh!..
Cenaze duası ediliyor... Kızının yanına yaklaşan bir kendini bilmez, merhumla arasındaki tanışıklık durumunun raporunu veriyor. Annesinin nerede olduğunu soruyor, arkadaşım konuşmak istemiyor, 'bari telefon numarasını verseniz' diyor... Bırak acısını yasasın, bırak babacığıyla vedalaşsın be kadın... Git başkasına sor, bırak!

Bir de yardımcı olmak isteyenler var. Omuzunda asılı çantanın nedense ona fazla geldiğini düşünen herkes çantasını almak için uğraştı, tabi çoğu kendinden öncekine çantanın verilmediğini görmediği için, zavallı kızcağız onlarca defa teşekkür edip çantasına sıkı sıkı sarıldı.

Ben de cenaze kültürüne fazlasıyla sahip değilim ama her durumda (özellikle bana yabancı olan durumlarda) mümkün olduğunca kıyıda köşede kalmaya ve az konuşmaya gayret ederim.
Galiba böyle durumlarda en makul davranış biçimi bu...

Zincirlikuyu Mezarlığı'ndan çıkıp Levent'deki ofisime doğru yürürken boş boş öyle, hiçbir şey düşünemedim. Sadece şükrettim, bugün de hepimiz hayattayız teşekkür ederim dedim.
Bunlar artık çok sıradan laflar oldu ama hatırlamakta fayda var ki her görüş belki son görüş, hep buna göre yaşamalı ve davranmalı.

Kafam kocaman, koskocaman. Babacığını toprağa koyarken, üstünü örterken mezarı başında tüm bedeni sarsılan arkadaşım, hayatının en büyük acılarından birini yaşıyordu ve ben ancak gözlerinin içine bakabiliyordum o kafasını benden yana çevirdikçe.
Kalanın işi çok zor dünyada, gidenler çok güzel bir yere gidiyor...


4 yorum:

rahsan dedi ki...

gözlerim doldu okurken, arkadasina Allah sabir versin, anne, baba acisi cok zordur eminim, insanin aklina gelmesi bile icini acitirken, gercekle yüzyüze gelmek kimbilir ne zordur! Allah hepimize, sevdiklerimize, uzun, saglikli bir ömür versin...

Demet dedi ki...

Rahsancigim sagol tatlim, alismak gerek dusuncesine bile ama zor iste!

g.g. dedi ki...

aslında arkadaşım,insan bir tek o zaman gerçekten ölümün soğuk yüzünü hissediyor.hayatta gerçekten o zaman canı acıyor ve anlıyor ki daha önceden aslında hiç bir şeye üzülmemiş.delirmemek içten bile değil diye düşünürken delirmiyor insan!çünkü sen var olduğun sürece o zaten vardı şimdi sen hayattasın ve "O" dünyaya, sana ve herşeye veda etmiş-gitmiş!ben de babamla vedalaştığım zaman anladım bunu.arkadaşına sabır dilerim,allah gerçekten hepimizin büyüklerine (var olan) uzun sağlıklı ömür versin!

Demet dedi ki...

aaa senin de blogun olmus yeni farkediyorum, hayirli olsun canim :) Ve dilegine de amin diyorum tabi...