3 Haziran 2008 Salı

Haziran'da Ölmek Zor dememis sair bosuna...
Bugün 3 Haziran, Nazim Hikmet'in, mavi gözlü dev'in ölümsüzlestigi gün...



YAŞAMAYA DAİR 
1 
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde
hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan,
sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani,
öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
                                                                                     1947 
2 
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de
biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deger bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun
açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
                                                                     1948 
3 
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...

Nazim Hikmet Ran

5 yorum:

Tijen dedi ki...

Bu şiiri çok çok severim. Toprağı bol olsun mavi gözlü adamın. Boston'da yüksek lisans eğitimi alırken bir derste konu olarak bu şiiri seçmiş, İngilizcesini okumuştum. Tüylerim diken diken olmuştu okurken!

nilly dedi ki...

Cok siirselsin bu aralar:) Siir gibi bir hafta diliyim bende sana bari :)

nilly dedi ki...

Birde aklima bizim siir dinletimiz geldi. Ne kadar guzeldi. Ask siirleri sunmustuk. Sen miydin Cemal Sureya'nin Ask siirini okuyan?

Bir kere sobelenmistim bu konuda.

http://nilly-anlatiyor.blogspot.com/2007/05/sobe-2-bolum.html

Demet dedi ki...

Tijen gözümde canlandirdim seni kürsüde ingilizce Nazim Hikmet okurken... Ne güzeldir ah! Etkilenmemek elde mi?

Demet dedi ki...

Nilly'm sorma pek siirselim evet. Kafayi siyirmama da az kaldi sinav yüzünden :)
Saka bir yana nedense en cok haziran deyince/gelince aklima siir geliyor. E siir dedin mi de Haziran hüzünlü geliyor. Denk geldi diyelim :)

Ve lisedeyken konferans salonunda yaptigimiz siir dinletisini tabi ki hatirladim. Ben de Ask'i okumustum Cemal Süreya'dan evet. Hos her siiri ask kokan bir adamdir o...